Ocak-Şubat / 2015 | 1407
Kaos GL’den
Endüstri toplumunun vazgeçilmez öğeleri olarak tarih sahnesinde 18. yüzyılla beraber görmeye başladığımız sendikalar, hem dünyada hem de Türkiye’de işçi sınıfının en önemli mücadele kollarından biri oldu. Sendikalar tüm bu süreçte toplumları etkileyen, dolayısıyla geleceği de şekillendiren önemli güçlerden biri olmaya devam ediyor.
Türkiye’de 7 Kasım 2012’de yürürlüğe giren 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’na göre sendika işçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarları korumak ve geliştirmek için oluşturulan tüzel kişiliğe sahip kuruluşları ifade eder. Ancak burada bahsedilen “ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarları korumak ve geliştirmek” her zaman heteroseksüel olma ön koşulu gerektiriyor. Zira eşcinsel ve biseksüel çalışanlar çalışma hayatında derin bir suskunluğa mahkûm ediliyor. İşlerini kaybetme korkusu, yasalarca eşcinselliğin o iş kollarında dışarıda bırakılması, uygulamada da dışarıda bırakılması, yeni bir iş bulamama korkusu, damgalanma, aşağılanma, işte yükselmenin engellenmesi, statü kaybı, mobbing ve istifaya zorlanma gibi nedenler bu suskunluğun bazı gerekçeleri. İş yerlerinde karşılaşılan bu durum maalesef Türkiye sendikalarının heteronormatif yapılarından ötürü sendikalarda da sürüyor. Dolayısıyla maruz bırakılan yok sayma, ayrımcılık katlanarak artıyor.
Bizler de Kaos GL olarak hem Ayrımcılık Karşıtı Sempozyum’un gündemini hem de dosya konumuzu "Sendikalar ve Sendikal Mücadele"ye ayırdık.
Cahide Sarı’nın yazısıyla başlayan dosyamızda yazar LGBTİ’lerin, göçmenlerin, kayıt dışı çalışan kesimlerin basitçe içeriye alınması değil, sendikal hareketin gerçek hareket alanını içeri ve dışarı olarak bölen mekanizmaları kesintiye uğratmak ve bu işleyişi bozmak için yeni silahlar icat edilmesi gerektiğini söylüyor. Ardından gelen yazıların da tam da bu talebe karşılık dünyanın bir çok yerinden sendikal mücadelelerin şimdiye kadar ne tür dönüşümler geçirdiği, normatif kurumlar içerinde nasıl patikalar açıldığını aktarıyor. Bu yıl üçüncü kez gerçekleşen Uluslararası Ayrımcılık Karşıtı Sempozyum’un katılımcılarının dergimiz için hazırladıkları metinleri paylaştık.
Anna Brounroth Alman Ayrımcılık Karşıtlığı Ajansına rapor edilen LGBTİ çalışanlara yönelik ayrımcılık vakalarına dair bir yazı hazırlarken, Anya Wiersma Hollanda’da 2. dünya savaşının ardından kurulan Kadın Sendikası’nın tarihine odaklandı.
Almanya’da işyerinde lgbt’lere yönelik ayrımcılığa karşı savaşan sendikaların 40 yılını ise Detlef Bücke anlattı.
Pride filmine konu olan, Ulusal Maden İşçileri Sendikasının South Wales bölgesinden ve 30 sene önce genç lezbiyen ve gey aktivistlerle South Wales’teki Neath Dulais ve Swansea Valleys’te bulunan madenci toplulukları arasında kurulan bağı ise Gethin Robert aktardı.
Araştırmacı Furkan Hancıoğlu ise sendikal hareketler ile Lgbti hareketi arasındaki ilişkiye dair önemli olduğunu düşündüğü önerileri dile getirdi.
Ayrıca Berlin Eyaleti Çalışma, Uyum ve Kadın Senatörü Dilek Kolat’ın göndermiş olduğu bir teşekkür mektubunu da yayınlıyoruz bu sayıda. Avrupa’nın pek çok ülkesinden farklı deneyimlerde yine dosyamızda bulabileceğiniz konular arasında.
Kapak ve Umum bölümünde çalışmalarıyla yer alan Burak Dak’a ve dergiye katkı sunan herkese teşekkür ediyoruz.
Keyifli okumalar.
Önümüzdeki sayının dosya konusu "Lezbiyenizm". Katkılarınızı editor@kaosgl.org adresine bekliyoruz.
E-posta bültenimize kayıt olup anlık olarak gelişmelerden haberdar olabilirsiniz!