Kaos GL #98

Ocak-�ubat, 2008

Her sene sonunda olduğu gibi ne uzun ne de kısa geliyor geçen zaman. Gariplik, eksiklik, doymamışlık duygularıyla kalakalıyorum. Günceler olmasa ne yaşadığımı zor hatırlıyorum artık. Başka zamana ya da kahramana ait olaylar, kişilermiş gibi şaşırıyorum dönüp okuduklarıma. Hatırladıklarımın unuttuklarım olduğunu fark ediyorum. Bu, özellikle son 5-6 yıldır belleğimle yaptığım bir anlaşmaya dayanıyor aslında. Kişisel tarihimde oyuklar, çukurlar, gittikçe kuyular açan olay ve kişilerden kendimi korumaya, delikleri örtmeye, kendi uçurumumdan bakmaya çalışırken kendiliğinden, bilmeden, istemeden imzalanmış bir anlaşmaya... Adı; "Kendi Kendimin Alzheimer’ı Olma". Koşulları gayet basit: Kötü bir şey yaşadığın anda ’unut, unut’ diyeceksin ve ertesi sabah uyandığında hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam edeceksin. Bu rahatlatan bir şeydi elbette; pek çok şeyi ve kişiyi hatırlamıyordum artık. Kendimle barışmış, kendime daha az zarar verir olmuştum. Her sene sevdiklerime bir yılın muhakemesi olan mektuplarımı bırakmıyordum artık. Günceme daha az yazıyordum. (Belki de yeni yılı o yüzden seviyordum. Temizlik için bir milat sayıyordum o günü.) Ama zamanla, beyazlaşmış görüntüler arasında unutmak istemediklerimi de bulamamaya başladığımda sorunlar da patlak vermeye başladı. Pek çok yüzü, ismi hatırlamıyor, şunu da yapmıştık, ne çok gülmüştük, sevinmiş, sevmiştik diyenlere boş gözlerle bakıyordum. Kırıntılar ve görüntüler kalmıştı oysa bende. Bir tek sevdiğim filmleri hatırlıyordum. Yaşamım çok severek okuduğum ama ne yazık, sonunu hatırlamadığım kitaplara dönmüştü.

"2007 Eşcinsel Almanağı"nı hazırlamaya başladığımızda yeniden hortladı bu rahatsızlık. Çok önemli bir sene geçirmişti eşcinsel hareket. Tarihinin en önemli yıllarından birini yaşamıştı ve ben bu pek çok ana tanıklık etmiş biri olarak çok önceden yaşamış duygusuyla tarihleri karıştırıyor, ya da hiç yaşamamışım gibi ’bu da olmuştu’ diye şaşırıyordum okuduklarıma. Nefret cinayetleri, hemen her ay mail kutumuza düşen ya da bir telefonla gelen şiddet haberleri, engellemeler, adliye koridorlarında geçen saatler, günler... Hepsi bir anda karşıma dikilivermişti. Ve öyle anlaşılıyordu ki anlaşmanın bütün kurallarına

2007’de de harfi harfine uymuştum.

Oysa gurur duyacağımız ne çok şey yapmıştık... Mesela, 2006 yılında Eryaman’da transeksüellere şiddet uygulayan ve 2007’de transeksüelleri haraca bağlamaya çalışan çetenin elemanları Pembe Hayat’ın inatçı eylemleri ve sesleri sayesinde tutuklanıp, yargı önünde çıkarılmışlardı. Yerelde bir süredir devam eden kıpırdanmalar nihayet isme bürünmüş, Kaos GL İzmir, KAOSİST Eşcinsel Sivil Toplum Girişimi ve MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu ’biz de varız’ diyerek harekete yeni soluk getirmişti. Lambdaistanbul’un ’14. Onur Haftası’ kapsamında düzenlediği Onur Yürüyüşü tarihimizin en coşkulu, renkli ve çok olduğumuzu hissettiren anı olmuştu. Türkiyeli eşcinsel örgütler birlikte çalışabileceklerini gösterip ’LGBTT’lerin İnsan Hakları İzleme ve Hukuk Komisyonu’nu ve ’Anayasa Komisyonu’nu kurarak ayrımcılığa ortak ses olmuşlardı. Kaos GL’nin Radyo ODTܒde yayınlanan ve Türkiyeli eşcinsellerin insan haklarının görünürlüğünde unutulmayacak bir belge kazandırdığı radyo programı ’Hayatın Renkleri’ni dinlemiş, Mayıs ayında Ankara’da düzenlediğimiz 2. Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma’da tartışmış, yerel gey ve lezbiyen muhabir ağını nihayet hayata geçirmiştik... Boşuna değildi çabamız, bunu görmüştük.

Ama yine de, hiçbir şey anlaşmanın bozulmasını sağlayamadı. Biz bütün bunları başarırken birileri de boş durmuyordu çünkü. Ofisimize her ay en az bir nefret cinayeti ya da şiddet haberi ulaşıyordu. (Tabii bunlar görünen ve duyulanlardı.) Yaygın medya homofobi ve transfobinin en kutsal yuvası olmaya devam ediyordu. İlerleyen sayfalarda göreceksiniz; bir gazetede köşesi olmanın bu kadar kolay olduğu bu ülkede eşcinselliğe hastalık demek, eşcinsellere saldırmak da o kadar kolaydı.

Eşcinsellerin görünürlüğü arttıkça sorunlar da patlak veriyordu, farkındaydık. Nihayet derneğe dönüşüyor diye sevinirken İstanbul Valiliği, Kaos GL Derneği örneğini hiçe sayarak, Medeni Kanun ve Anayasayı öne sürüp "ahlaka aykırı" olduğu gerekçesiyle Lambdaistanbul LGBTT Derneği’ne dava açması yılın belki de en ’ahlaksız’ olayıydı. Gerçi Kaos GL dergisinin ’pornografik’ bulunduğu için geçen yıl toplatılan 28. sayısının poşet içinde satılması koşuluyla ’özgürlüğüne’ kavuşmasını düşününce hangisinin daha ’ahlaksız’ olduğuna karar vermek zorlaşıyordu. Yıllardır kendi köşesinde ’eğlenen’ eşcinsellerin "birdenbire" bu denli ortaya çıkması, görünmeye başlaması pek çok kişi ve kurumu rahatsız etmiş olmalı ki ilgili ilgisiz pek çok yerden saldırıya uğruyorduk. Avrupa Birliği’ne ya da AKP’ye kızanlar da, çocuk pornosu çetelerini yakalayıp ne yapacağını şaşıran hükümet yetkilileri de eşcinselliğe ve eşcinsellere saldırıyor, ülkedeki ahlaksızlığın nedeninin bizler olduğunu söylüyordu. Her bozukluğun, çürümenin, kötüye gidişin altından biz çıkıyorduk.

Ve elbette sansür... CNN Türk’te yayınlanan Cosmopolis programının eşcinsellik konulu ikinci bölümünün hiçbir açıklama yapılmadan yayından kaldırılması, tarihimizin en kalabalık Pride’ının birkaç gazete hariç medyada yer bulmaması, internet kafelerde ’gey, lezbiyen, travesti, transeksüel’ kelimelerinin aranmasına ve erişimine engel olacak filtreleme programlarının kullanılması sansürü pek seven Türkiye’nin 2007 eylemleriydi. Ama belki de en trajik olanı, "eşcinselliği özendirdiği" gerekçesiyle yılların Huysuz Virjin’ine ekran yasağının getirilmesiydi. Çünkü RTÜK’ün yazılı ya da sözlü olmayan bu sansürü bizlerden ne kadar çok korkulduğunu gösteriyordu. Bu korkunun ruhları kemirirken bizlere nasıl döneceğini...

2007 Eşcinsel Almanağı" dönüp yeniden hatırlamamı sağladı bunları. Bunları ve daha pek çok şeyi... Dilerim ki bu sayı bizler için bir bellek olurve yaşananları, yaşatanları unutmayız; dilerim ki 2008’de unutmak istediğimiz daha az olay olur ve yaşadıklarımızı hatırlarız.

***

Gelecek sayıda dosya konumuz "EV" olacak. Yalnız yaşayanlar, ailesiyle yaşayanlar, kedisiyle yaşayanlar, sevgilisiyle yaşayanlar... Gurbette olanlar, kasabalarda büyük kent hayalleri kuranlar, büyük kentlerde kasaba yalnızlığı duyanlar... Anne, babadan ayrı dostlarını ailesi sayanlar çocukluğumuzda, büyürken, büyüyünce EV dediğimiz yerleri yazacak; EVİ, EVİn içinde yaşayanları anlatacaklar.

  

İçindekiler

  • 2007 EŞCİNSEL ALMANAĞI - ŞUBAT
  • Selam Canlarım,
  • 2007 EŞCİNSEL ALMANAĞI - MART
  • EŞCİNSEL ÖRGÜTLERİNİN 2008 UMUTLARI
  • 2007 EŞCİNSEL ALMANAĞI - NİSAN
  • değişim korkutucu ama göz kamaştırıcıydı
  • 2007 EŞCİNSEL ALMANAĞI - MAYIS
  • 2007=2 yıl 27 gün
  • 2007 EŞCİNSEL ALMANAĞI - HAZİRAN
  • annem’e: düellolarımızın sonlanması umuduyla
  • Kaos GL’den
  • 2007 EŞCİNSEL ALMANAĞI - AĞUSTOS
  • 2007 EŞCİNSEL ALMANAĞI - TEMMUZ
  • gay-oluş, lezbiyen ütopyalar, transgender ve queer politikaları, jigololar ve travestiler
  • 2007 EŞCİNSEL ALMANAĞI - EYLÜL
  • geçen yıl ne dinlediğimi biliyorum!
  • 2007’NİN EN’LERİ
  • 2007 EŞCİNSEL ALMANAĞI - EKİM
  • tek başına bir Igbt hareketinden söz etmek zorlaşıyor
  • 2007 EŞCİNSEL ALMANAĞI - KASIM
  • İsrail ve Filistin’de LGBTQ mücadelesi
  • iyi ki doğdun-rosa lila villa!
  • 2007 EŞCİNSEL ALMANAĞI - ARALIK
  • "Topluma söyleyecek sözlerim var"
  • 2007 EŞCİNSEL ALMANAĞI - OCAK
  • Kült Filmler
  • Yarışma - kadınların mürekkebinden ’ten ve tutku’akacak
  • Günce - nil’in güncesi - II
  • Hikaye - eji, zerga ve anne
  • yeni çağ