Kaos GL #96

Eylül-Ekim, 2007

“Hatasız bir kum tanesi olmak isterdim Göğün hiç düşmediği Cam fanusun içinde.” engelchen

Taşra yalnızlığıydı benimkisi. Uzak yolları özleyen, Orhan Pamuk kahramanları gibi kasaba otellerinde, gar kahvelerinde var olabilen bir yalnızlık. Anayurt Oteli! Sokak oyunlarıyla büyümüş bir çocukluk. Balkonları birbirine yakın, içe doğru açılan evlerin olduğu sokaklarda. Limon çiçekleri, akasyalar, turunç ağaçları, koruk dalları… Alçak duvarlı evlerin bahçelerinde, oğlan çocuklarıyla gizli öpüşmeler… Yaptığından pişmanlık duyup da sana bağıran ilk-O: “Annene söyleyeceğim seni. Bir daha gelmem oyununa. Sapıksın sen! Sapık! Sapık!” İlk gençliğin bunalımlarıyla daha da yalnızlaşan ben. Bedeniyle tanışan, karşılaştığı şeyi sevmeyen, yıllarca da barışamayan genç ben. Kitaplarda yanıtları bulunmaya çalışılan sorular sonra. Duras’lar, Plath’lar, Bachmann’lar… Mungan’lar, Bilge Karasu’lar, Nilgün Marmara ve Tezer Özlü’ler… Sonra, beni anlattığına inandığım şarkıların dönmesi kasette. Sezen en çok, ısrarla. O zamanlar inanırdım ona. Aktörler, aktrisler, filmler… Kendime ait odalarım. Anne ve babadan kaçan sivilceli yalnızlığım. Kafası karışık. Neyi, nasıl seveceğini bilemeyen. Ona aşık olan çocuğa yapmadığı eziyeti bırakmayan. Çocuk ondan sıkıldığında da aşkından geberen. Kasabanın sokaklarını gezen. Yağmurunda. Ne yaşadığını anlamlandıramadan ölmekten korkan. Sapıklığıyla baş edemeyip kendine hayal kahramanları yaratan: Zeze ve Orlando.

Yolları sevmeye başlarsın sonra. Uzun yolculukları. Trenlerle gidilenleri en çok. Issız, uçsuz bucaksız, sonsuzluğu hatırlatan görüntünün orta yerinde birbaşına duran ağacı görmek hayatta en çok dokunan şey olur sana. Bu kadar işte, dersin. Hayat dediğin şeyin bu kadar olduğunu mırıldanırsın. Sonra yol ilerler… İlerler… Büyük kentlerde bulmaya çalışırsın, ne aradığını bilmeden. Yalnız kalmaktan yorgun, aşık olmayı denersin. Olmaz, beceremezsin. Oysa çok iyi bir aşık olacağını düşünürsün ama lanet olsun, aldatılırsın. Sevgin eksik bulunur, onu anlamadığını söyler, birlikte olamayacağınızı. Oysa gündüzlerin ve gecelerin vardır ona vermek istediğin. O’na. O’nu beklemiştin ya… O da seni. Öyle dememiş miydi? Her aşkın sonu cinayettir. Öldürüldüğüm için biliyorum.

Aşkta bulamadıklarınız için değil, ilk ve son adresiniz olduğu için çalarsınız dostların kapısını. Hep evdedirler. Öyle inanırsınız. Dostları sevmenin kuralları olduğunu da öğrenirsiniz sonra. Ama zamanla. O zamana kadar yanınızda kalana sarılın. Başkası da olmaz zaten. Olmayacaktır. Sonra O dediğiniz adam/kadın çıksa da karşınıza kapıları sakın kapatmayın. O’nun gün gelip de gideceğini bir kenara yazın.

Ne garip, yalnızlık en çok dostların ihanetiyle gelir. Geldi. Adamların gidişleri beynimdeki birkaç noktayı söndürdü elbette ama dostlar kadar yalnız bırakan olmadı. Taşraya da dönemezsin artık. Orası seni kabul etse bile sen oralara sığamazsın. Kent ise yalnızlığını daha da çoğaltır.

Bir zamanlar belleğinle gurur duyan sen bir gün önce yaşadıklarını hatırlamaz olursun. Yalnızlığının değil yalnızlaştıranların suçu. Utanma.

Peki ya eşcinselliğin? Yıllarca eşini arayan ve onu bulduğunda “yalnız değilmişim” diyen sen, eşcinsel olmanın dostluklar için yetmediğini anladığında nasıl hayal kırıklığına uğramıştın hatırlasana. Onu da unuttum.

Şimdi nereye sığınacaksın peki? Hayal ülkelerin gerçekleşmesine yollar yapmaktan, böcekler gibi başlamalı yeniden, demekten başka çaren var mı? Yalnızlığım benimdir. Koruyalım.

Kaçmaktan yoruldum ve yalnızlıkla yaşamayı kabul ettim. Sonra çok sevdim onu. İnsanlar bana bakıp ’ne kadar güçlüsün’ dediler ama içten içe acıdılar. Duydum: ’Vah vah kimseleri bulamadı.’ Kimseyi aramıyordum ki ben. Ben iyiydim böyle. İnandıramadım. Anlatmaktan vazgeçtim. Hiçbir yerlere ait olamadığımı bilip kabul ettim yalnızca. Ölü yazarlar ve kurallarını öğrendiğim bir iki dostumla iyiyim ben. Daha ne olsun?

Ne?

***

Madem yapraklar dökülmeye, ilk yağmurlar da düşmeye başlayacak ’Güz’ sayısının şerefine dosyamız ’Yalnızlık’ olsun dedik. Demez olaydık, çıkamadık içinden. Bir yandan ağlak, acındıran metinlerden kaçınıyor bir yandan da eşcinselliğimizin yalnızlığımızla arkadaşlığını anlamaya çalışıyorduk. Sonuç içeride. Dergiye sığdıramadıklarımız da web sayfamızda.

Kaosgl.org’a girmişken sağ üstte bulunan ’Gay İkonlar’ butonuna tıklamayı da unutmayın. İnternet üzerinden düzenlediğimiz anketle ’Türkiye’nin Gay İkonu’nu seçeceğiz. Bir sonraki sayımızın dosya konusunu da öğrenmiş oldunuz işte. Çok yağmurlu bir güzün bitiminde buluşmak dileğiyle… 

İçindekiler

  • Stockholm Pride 07
  • Anı Defteri
  • Canım Ailem
  • Medya-Alışmak Sevmekten daha zoorrr geliyooor
  • Medya-Küfürbazın dönüşü
  • Yalnızlığım sidikli kontesim benim
  • yalnız ölmek mi?
  • yalnızlığımızı kalabalıktaştırarak yok etmeyi denedik
  • Severkişi raporu
  • "sürgün her nefeste yalnızdır"
  • bu cennet bana göre değil
  • Geç mi kalmıştım, geç mi bırakılmıştım?
  • kendini ifade edebilme ihtiyacı
  • ötekinin ötekisi: biseksüellik
  • Selam Canlarım
  • GEVİŞ TORBASI - Amerikan Sineması, Temizlik & Yalnızlık
  • BEYAZ PERDENİN YALNIZLARI
  • Kült Filmler - UMARSIZ YALNIZLAR
  • EKO - Bozulmayacak bir sihir: Patrick Wolf
  • Bienal
  • Kaos GL’den
  • LGBT Öykü
  • kitap
  • sinema
  • müzik
  • renkli tüp
  • müzik
  • Kaos GL eşcinsel kitaplığı büyümeye devam ediyor
  • LGBT Gündem