Kaos GL #85

Eylül-Ekim, 2004

Merhaba

Derginin kapağında Kaos GL Merkezinin kırılan camlarının bir fotoğrafı görülüyor. Kaos GL’nin camlarının kimler tarafından kırıldığını bilmiyoruz. Yalnız bildiğimiz bir şey var ki o da Kaos GL’nin camlarının bilerek ve hedeflenerek kırıldığı. 

Derginin dosya konularını planlarken bir çok konunun tartışmakla bitmeyeceğini biliyorduk. Özellikle “şiddet” konusu da bunlardan biri. Şiddeti kanıksıyor olmak, şiddetle mücadele yöntemleri, şiddetin nasıl kurumsallaştığı, toplumsal mücadele içinde şiddet, gey-lezbiyenlere yönelik şiddetin neden ve nasıl görünmezden gelindiği, şiddet tanıklıklarımız, şiddet ortaklıklarımız ve şiddetli sevgilerimizi tartışmaya açmak istiyoruz.

Gey-lezbiyenler olarak hayatımızın her alanında şiddete maruz kalabiliyoruz. Kaos GL etkinlikleri çerçevesinde karşılaştığımız ve tartışmaya çalıştığımız sorunlardan biri de içselleştirdiğimiz homofobimizle beraber “şiddeti kanıksıyor” olmamız. “…’da bulunan gey barda her gece bir kavga çıkıyor. Müzik bir an için kesiliyor. Kavganın büyüklüğüne göre korumalar ya da polis devreye giriyor. Sonra yeniden müzik başlıyor ve biz hep beraber dans etmeye devam ediyoruz.” Bir bar gecesi hakkında bu tüden cümleleri pek çok kişiden duyar veya doğrudan yaşarız. Mekan sayısında “Geylerin Ölümle Dansı” başlıklı yazıda şiddet, gey-mekanlar üzerinden ele alınıyordu. Mekan üzerinden ele aldığımız yazıyı yeniden, şiddeti kanıksamalarımız üzerinden okuyabiliriz. Şiddeti kanıksıyor olmamız deşifre etme ve şiddetle mücadele etme yöntemlerimizi de etkiliyor. Şiddet üzerine yaptığımız bir toplantıdan şiddet tanıklıklarımızı paylaşmadan kalkabiliyoruz. Burada şiddetsiz ve önyargısız pratikleri kendi aramızda nasıl kurduğumuzun yanında, şiddeti deşifre etme üzerine çabalarımızın da ne kadar işlevsel olduğunu üzerine tartışmamız gerekiyor.

Şiddet konusunda, sevgi ve akrabalık ilişkileri üzerinden kurulan şiddet ilişkisini halen tartışmıyoruz. Ailelerimize açılma süreçlerinde ailelerimizin bize yönelik verdiği tepkiler bazen bizi kişiliksizleştirmeye yönelik olabiliyor. Örneğin bir geye “evlen görüntüyü kurtaralım” denilebiliyor. Bir lezbiyen zorla evlendirilebiliyor, çocuğunun velayeti mahkeme kararıyla elinden alınabiliyor... Burada sanırım sadece şiddet üzerinden değil mevcut olan aile kurumu üzerinden tartışma ihtiyacımız var. 

Aileyle beraber ele alabileceğimiz bir diğer konu da eğitim konusu, eğitim sürecimizde ayrımcılığa ve şiddete uğramaya devam ediyoruz. Bu şiddet, sınıf arkadaşlarımızdan, okul ve yurt idaresinden veya öğretmenlerimizden kaynaklanabiliyor. Eğitim sürecinde maruz kaldığımız şiddet ve ayrımcılık üzerine bu dönem Kaos GL etkinlikleri çerçevesinde gey-lezbiyen eğitimciler, öğrenciler ve homofobik olmayan eğitimcilerle tartışmak ve çözüm üretmek istiyoruz.      

“Aile içi şiddet”i tanımlama noktasında kadın hareketinin kazanımlarını ne yazık ki biz gey-lezbiyenler gerçekleştiremedik. “Aile içi şiddet” kavramı kadına yönelik şiddeti işaret ediyor ama hangi kadına yönelik şiddete işaret ettiğine iyi bakmak gerekir. Heteroseksüel anne, kız ve akraba ilişkileri ile kurumsallaşan kadın rolleri... Peki bu kadınların hepsi heteroseksüel mi? Bütün bu kadınlar heteroseksüel değilse ve bu şiddet tanımının biz sadece cinsiyetçilik üzerinden altını doldurmaya çalışıyorsak farklı bir şekilde biz de şiddet uygulamıyor muyuz? Örneğin, lezbiyen bir kadına babasının/annesinin neden erkek arkadaşı olmadığını sorması ve ona uygun erkek arkadaş bulması ya da görücü usulü ile evlenmek zorunda kalan lezbiyenler için sorun sadece, kendi iradesi dışında eş seçimi değil, bu eşin cinsiyeti ve cinsel kimliği de sorun... Geyler için de lezbiyenlerden çok farklı olmayan süreçler devreye giriyor. 

Kadın hareketi içinde bunu dillendirme çabamız zaman zaman karşılıksız kalıyor. Bizi anladığını ve bize yönelik şiddeti kendi içlerinde sorunsallaştırdığını söyleyen feminist arkadaşlar ise halen “cinsel yönelim” konusunda temkinli yaklaşmayı tercih ediyorlar. Cinsel yönelim konusunda temkinli hareket etmelerini belli bir yere kadar anlamakla beraber “lezbiyenliğin” bir kadın hali olduğunu görmezden gelmeleri bizim işimizi daha da zorlaştırıyor. Uçan Süpürge tarafından organize edilen “Kadın Gözüyle TCK” başlıklı panelde, TCK Alt Komisyonu tarafından hazırlanan bütün maddeler, üçü kadın beş milletvekili tarafından irdelendi ve eleştirildi. Bunun yanında kadın hareketinden konuşmacılar söz aldılar. Ancak daha Adalet Bakanı “cinsel yönelim” ibaresi TCK’dan çıkarılsın, diye önermeden Kadın Gözüyle TCK toplantından, kadınların ve yasa koyucuların gündeminden zaten çıkarılmıştı! 

İnsan hakları hareketi içinde de aynı sorunu, gey-lezbiyenlerin sorunlarını gündemleştirme çabalarımız sırasında yaşıyoruz. Gey-Lezbiyenlerin maruz kaldığı insan hakları ihlalleri halen insan hakları hareketi içinde değerlendirilmiyor. Türkiyeli gey-lezbiyenler olarak uğradığımız ihlallerin insan hakları hareketi içinde değerlendirilmesini ve raporlara yansımasını on senedir çeşitli yollar deneyerek gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bize göre şiddete ve ayrımcılığa karşı sessiz kalınması, gey-lezbiyenlerin uğradıkları şiddetin ve ayrımcılığın görmezden gelinmesi de bir “şiddet ortaklığıdır”. Biz bu sayıda kendi şiddet ortaklıklarımıza da ayna tutmak istedik. Ancak ne kadar başardık? Bilinmez. 

Dilin ideolojisi ve bu ideolojinin şiddetle ilişkisi üzerine sürekli tartışıyoruz. Ancak bu tartışmalar dergiye ne zaman ne şekilde yansır bilmiyoruz. Homofobik şakalardan, homofobik fıkralara, şiddeti meşrulaştıran söylemden, erkek diline, kadın diline ve bunların gey-lezbiyen varoluşuna yansımaları üzerine tartışma ihtiyacımız devam ediyor.  

Dilimizin şiddet içeren, homofobik ve cinsiyetçi kurulmasında medyanın etkisini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Medyada eşcinsellikle ilgili haberlerin nasıl verildiğinden tutun da medya üzerinden yaratılan “eşcinsel imajı” eşcinselliğin sadece “erkek” eşcinselliği olarak karikatürize edilerek sunulması, kadın eşcinselliğin yok sayılmasına, erkek eşcinselliğini dayatılan varoluş dışında kurmak isteyen, kendine gey diyen erkekleri görünmezliğe mahkum ediyor. Anaakım basının dışında kalan medya ise homofobisini sorgulama gereği duymayabiliyor. “Medyanın gey-lezbiyenlerin kimlik kurulumunu nasıl etkilediği” ve bu etkinin “şiddet” çerçevesinde değerlendirilmesi ve medyacılarla tartışılması gündemimizde. 

Eşcinsellerin şiddete ve ayrımcılığa uğradığı alanlara psikoloji/psikiyatri ve cinsel sağlık alanını da eklemek lazım. Bütün bu alanlar üzerinden onlarca tanıklıklarımız dergi sayfalarında yer alıyor. Bize yönelik şiddeti deşifre etmek ve tartışmak istedik. Bu tartışma “şiddetsiz” bir dünya hayalimizi gerçekleştirene kadar sona ermeyecek. Biz de tartışmaya ve sözümüzü söylemeye devam edeceğiz. Kaos GL Dergisi yazılarınızı, şiirlerinizi bekliyor. 

Eğitim, İnsan Hakları, Hukuk, Mültecilik, Cinsel Sağlık, Psikoloji, Psikiyatri, Çalışma Hayatı, Medya-İletişim alanları üzerinden son iki yıldır tartışıyoruz. Bu alanların dergi dışında ortaya çıkma ve tartışılma sürecine kısaca değinmek istiyorum. 23-24 Mayıs 2003 tarihinde yapılan “Gey-Lezbiyenlerin Sorunları ve Toplumsal Barış İçin Çözüm Arayışları Sempozyumu”nun hazırlık aşamasında tartışmaya açmak istediğimiz alanlar olarak duyurduk. Sempozyum sonrasında bu alanlar üzerinden Kaos GL etkinliklerini organize etmeye ve tartışmaya çalıştık. Bu tartışmalar ve bu alanlar üzerinden komisyonların yapılanması iki yıl kadar bir sürede gerçekleşti. Bu çalışma 29 Haziran 2004 Pazar günü yapılan Kaos GL Kurultayına evrildi. Derginin ikinci dosyasını yukarıda sıraladığım alanlardaki sorunlar, çözüm önerileri, çalışma planları oluşturuyor.

Alanlara ve komisyonlara dair sorularınız ve önerileriniz için bizimle iletişime geçebilirsiniz.  

umut güner

Kaos GL

 

  

İçindekiler

  • kaos gl’den
  • Kaos GL Merkezinin Camları Taşlanarak Kırıldı
  • TCK’da Cinsel Yönelim Serüveni
  • Malların Sigortası Vardı Ama Bizim Sendikamız Yoktu!
  • Bir Filmden İzlenimler: Mambo İtaliano
  • Eşcinsel Öykü Bu Sefer Güldürüyor
  • Kaos GL Mirasını Paylaşıyor
  • Yabancılaşmanın Daha Ötesi Mümkün Mü?
  • Türkiyeli Eşcinseller Buluşmasına Dair Kaos GL’nin Görüşü
  • haberler
  • haberler
  • ‘Nonoşlar’, ‘Namus’ ve Kadınlara Yönelik Şiddet Kararı
  • “Çatışırken Dönüşüyoruz”; Palavra, palavra, palavraaaa!
  • “Tehditlere Pabuç Bırakmam”