LGBTİ+ Mahpuslar ve İzolasyon

Hilal Başak Demirbaş

Sayı: 172, Sayfa: 42-44

Hapiste LGBTİ+ tematik alanı sorumlusu olduğum Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) uzun bir süredir LGBTİ+ mahpusların durumlarını ve sorunlarını tespit ederken bilgi edinme başvuruları, soru önergeleri, mektuplar ve avukat görüşleri gibi farklı yöntemler kullanıyor. Bu yöntemler ile sorunların çözümüne yönelik öneriler sunuyor ve raporlar hazırlıyor.[1] Bu yazı, tüm bu çalışmalar ışığında diğer mahpuslardan farklı olarak LGBTİ+ mahpusların deneyimlediği mekansal izolasyon ve etkilerine dair elden geldiğince somut notlar paylaşmayı amaçlıyor.

Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’deki hapishaneler de ikili cinsiyet düzenine göre tasarlanmış yapılar. Var olan düzene baktığımızda bu yapılara heteronormativitenin nasıl yansıdığını somutlaştırabiliyor oluyoruz. Kadın-erkek-çocuk hapishanelerinin olduğunu, bu hapishanelerde cinsiyete göre bir sınıflandırma yapıldığını, infaz koruma memurlarının çoğunlukla cinsiyetlerine göre çalıştırıldığını görüyoruz. Fakat her zaman bu ikiliğe sadık kalınmıyor. Bazı hapishaneler erkek mahpuslar için planlanmış olsa da yetersizlikler sebebiyle kadınlar için bölümler açılabildiği gibi bazı koğuşlar kadın mahpuslar için de ayrılabiliyor.

LGBTİ+’ların hapishanelerde nasıl sınıflandırıldıklarına ve bu sistemin içerisinde nasıl bir düzenleme olduğuna bakalım. LGBTİ+ mahpuslar giriş aşamasında ve/veya hapishanede kaldıkları süre zarfında idareye açıldıklarında farklı bölümlere yerleştirilirler. Bu açılma daha çok trans kadınlar, eşcinsel erkekler ve son dönemde trans erkeklerde yoğunlaşıyor[2]. Kuruma açılan LGBTİ+ mahpuslar, kimlikleriyle aynı renkte sınıflandırılan kişilerle aynı koğuşlara alınmamayı kabul etmiş olurlar. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne yapmış olduğumuz bir bilgi edinme başvurusuna verilen cevapta LGBTİ+ mahpusa ilişkin olarak “ortak kullanım alanı ve sosyal faaliyetlere çıkartılırken diğer hükümlü ve tutuklularla bir araya gelmeyecek şekilde planlama yapılır” denmiştir[3]. Başka bir şekilde anlatmak gerekirse mavi kimlikli trans kadın mahpus, kimliğinin rengi sebebiyle erkek hapishanesinde kalmak zorunda olduğu gibi natrans erkeklerden de ayrı koğuşlara alınır.  

Söz konusu kurallar uygulamaya konulduğunda hem yasaların ceza mantığıyla uyuşmayan uygulamalara hem de çeşitli ayrımcılıklara zemin oluşturabiliyor. Tüm bunların yanında getirdiği şey ise izolasyon. Eğer bir LGBTİ+ mahpus, hapishanede başka LGBTİ+ mahpus yoksa tek başına tutulabiliyor. LGBTİ+ mahpuslara koğuş açılması için görece bir sayıya ulaşmaları gerekir. Bu sayıya ulaşmaları da her zaman onlar için koğuş açılacağını garanti etmez; genel kapasite ve kalabalık sorunu sebebiyle de LGBTİ+ mahpuslar koğuş için yeterli sayıda olsalar da tekli hücrelerde tutulabilirler.  

Cinsiyet temelli ayrımlara ek olarak mahpusların adli, siyasi veya ağırlaştırılmış müebbet olmaları sebebiyle farklı şekillerde yerleştirilmeleri de LGBTİ+ mahpuslar için izolasyonu ve yalnızlaştırmayı arttırıyor. Eğer mahpus, siyasi ise ve kendi gibi siyasi olan başka LGBTİ+ mahpus yoksa adli LGBTİ+ mahpuslara ayrılmış bir koğuş olsa da o koğuşa alınmıyor, tek başına kalmak zorunda kalıyor.

Özetle birçok durum LGBTİ+ mahpusların tek başına tutulabilmesine gerekçe olabiliyor. Tüm bu değişkenler içinde değişmeyen tek şey ise izolasyon. Kötü muamele, ayrımcılık ve şiddet gibi hak ihlallerine zemin hazırlamakla birlikte bu durumun cezalarına ek olarak LGBTİ+ mahpusların “tecrite” maruz kalması anlamına geldiğini görmek gerekir. Farklı bir planlama, koğuş değişikliği, yeni bir mahpusun gelmemesi, diğer LGBTİ+ mahpusların koğuşuna geçememe durumlarının hepsi mahpusların cezalarının infazları süreci boyunca fiili olarak tecrite maruz kalmalarına neden oluyor. Hali hazırda diğer mahpuslarla bir araya getirilmemelerinden kaynaklı atölye ve kurslardan yararlanamadıkları gibi tekli tutulan mahpuslar havalandırmaya çıkartıldıklarında da diğer LGBTİ+ mahpuslarla bir araya gelmekten ve sohbet etmekten mahrum kalabiliyorlar. 

Tüm mahpusların cezaları bitene kadar faydalandıkları birçok hak, söz konusu LGBTİ+ mahpuslar olduğunda askıya alınmış oluyor. Hapishanelerde mahpusların ruh sağlığı açısından da izole olmayacakları, diğer mahpuslarla iletişime geçebilecekleri, etkinliklere katılmalarının sağlandığı bir ortamın mümkün olması amaçlanmalıdır. Türkiye’nin de parçası olduğu Birleşmiş Milletler’in metinlerinde de bu hedef içerilmektedir: “LGBTİ mahpusların ayrımcılığa tabi tutulmaksızın tüm cezaevi etkinliklerine katılımları ve bu etkinlikler esnasında şiddet ve tacize karşı korunmaları sağlanmalıdır”[4]. Buna karşın uzun zamandır mektuplaştığımız LGBTİ+ mahpuslardan her biri bir kez veya birden fazla defa psikolojik olarak zorlandığını dile getirip bizle paylaşıyor[5] ve takip ettiğimiz vakalarda da bazı LGBTİ+ mahpusların tek başına kalamaz raporu olmasına rağmen tekli hücrede uzun süre tutulduğunu görüyoruz[6].

Mahpusların kendilerine, bedenlerine zarar vermenin dışında tecritin etkisi çok daha kötü sonuçlara neden olabiliyor. Hapishaneye giriş aşamasında herhangi bir ruh sağlığı değerlendirmesi yapılmadan tekli hücreye konulan, kıyafetlerinin çıkarılıp kendisine depodan kıyafetler verilen ve sonrasında infaz koruma memurları tarafından hücresinde ölü bulunan trans mahpusun intihar ettiği iddia edilmişti.[7] Bu ve benzer örneklerin gösterdiği gibi Türkiye’deki LGBTİ+’ların yaşadığı birçok baskı ve ayrımcılığın söz konusu hapishaneler olduğunda yapısal olarak ayyuka çıktığını söylemek mümkün.

Dışarıda ayrımcılığa uğrayan LGBTİ+’lar kendisine güvenli alanlar yaratabilecek destek mekanizmalarına kimi zaman erişebilir. Fakat söz konusu hapishaneler olduğunda bunu söyleyebilmek oldukça güçleşiyor. LGBTİ+ mahpus, transfobik tutumları olan koğuş arkadaşıyla aynı yeri belki de yıllar boyunca paylaşmak; kendisine ayrımcılık yapacağından endişe etse de aynı psikologla görüşmek; kendisini sürekli aşağılayan infaz koruma memuruyla iletişim kurmak zorunda kalabiliyor. Tecritin hayati tehlikesiyle birlikte söz konusu durumlar da bir arada olabilmeyi daha da önemli hale getiriyor.

Mektup yoluyla bize aktarılan anlatılardan yola çıkarak LGBTİ+ mahpusların birlikte kalabildikleri koğuşlarda dayanışma ortamının güçlü olduğunu, maddi ve manevi olarak birbirlerinden destek alabildiklerini söyleyebiliyoruz. Bu, elbette ki yalnız kalmak isteyen mahpusların da zorla koğuşlara alınması gerektiği anlamına gelmiyor. Tek kalmak isteyen LGBTİ+ mahpuslar için de hücre veya koğuşta tek başına kalabilmesinin koşullarının yaratılması, tek kalmaktan kaynaklı ortaya çıkabilecek psikolojik ve fizyolojik sorunların takip edilmesi gereklidir. Her bir mahpusun farklı özgün durumu, farklı ihtiyaçları ön plana çıkabilir. Hapishane idareleri bu konuda farklı önlemler alabilmeli, LGBTİ+ mahpusların ihtiyaçlarına uygun planlamalar yapabilmelidir.

Çok uzun zamandır hapishanelerde kalabalık nedeniyle kapasite sorunu yaşandığı ve bu durumun birçok ihlal ve kötü muameleye sebep olduğunu söylüyoruz. Yatakları dönüşümlü kullanmak, sosyal mesafe koyabilecek alanların olmayışı, yeterli ve dengeli beslenememe, temizlik ve hijyen malzemelerine erişememek gibi birçok sorun söz konusu salgınla birlikte gücünü ve etkisini daha da artıracaktır. Kapasitesi aşılmış hapishanelerde Koranavirüs salgınının korkunç sonuçlar vermemesi için önemlerin alınması bir zorunluluktur. Bu konuda bakanlık[8] hapishanelerde gerekli tüm düzenlemeleri yapmalıdır. Koğuşların ve mahpusların kişisel hijyenlerinin sağlanmasına yönelik temizlik malzemeleri ücretsiz verilmeli, telefonla görüş süreleri artırılmalı,mahpuslara hizmet veren kurumlarda sağlık önlemleri artırılmalı, salgınla birlikte risk grubuna giren hasta ve özel ihtiyacı olan mahpusların infazları ertelenmeli, karantina uygulamaları ve mahpusların sağlık durumlarına ilişkin kamuoyu düzenli bilgilendirilmelidir.[9]

Koranavirüs salgınıyla birlikte tüm mahpuslar için yaşamın daha da zorlaştığı bugünlerde de sivil toplum örgütleri ve aktivistler olarak hem izolasyonun hem de karşılaşabilecekleri ihlallerin azaltılması için çalışmaya ve onları desteklemeye devam edeceğiz.

 


[2] Trans erkek ve lezbiyen mahpusların kadın hapishanelerinde ayrımcılığa uğramamak için güvendikleri kişilere açıldıklarını, kuruma, sosyal çalışmacılara veya derneklere daha nadir durumlarını anlattıklarını gözlemliyoruz. Cinsiyet geçiş sürecini başlatmak isteyen trans erkekler sürecin başlayabilmesi için idareye açılmak zorunda kalıyorlar ve daha çok bu süreçte bizimle hukuki ve geçiş sürecine ilişkin bilgi almak için iletişime geçiyorlar.

[3] Bilgi Edinme Başvurumuza 24.07.2013 tarihinde gelen cevap. Adalet Bakanlığı’ndan LGBT Mahpuslara İlişkin Başvurumuza Cevap Var, 25.07.2013, Hapiste LGBTİ Blogu, https://lgbthapiste.wordpress.com/2013/07/25/adalet-bakanligindan-lgbt-mahpuslara-iliskin-basvurumuza-cevap-var/ Erişim Tarihi:05.04.2020

[4] Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç ile Mücadele Ofisi (2013:117), Özel İhtiyaçlara Sahip Mahpuslar Üzerine El Kitabı, çev. Ömer B. Albayrak, CİSST, İstanbul.

[8] Bakanlığı bu süreçte aldığı önlemler için bkz. http://www.basin.adalet.gov.tr/Etkinlik/bakan-gul-koronavirus-salginina-karsi-alinan-yeni-tedbirleri-acikladi Erişim Tarihi: 12.04.2020.

[9] Bu konuyla daha detaylı bilgi için CİSST’in basın duyuruları ve raporlarına bakabilirsiniz: http://cisst.org.tr/basin_duyurulari/korona-virus-salgini/, http://cisst.org.tr/basin_duyurulari/salgin-hastaliklar-ve-hapishanedeki-cocuklar-covid-19/, http://cisst.org.tr/faaliyetlerimiz/raporlar/ Erişim Tarihi: 12.04.2020.