Kuir Mekân: Değişen Paradigmalar, Çelişkiler ve Olanaklar

Burkay Pasin

Sayı: 169, Sayfa: 40-42

Kuir Mekân Ne İşe Yarar?

“Kuir mekân nedir ve hangi mekânlar kuir mekândır?” soruları mimarlık tarihçileri ve kuramcıları için hep problemli sorular olmuştur. Form, işlev ve strüktür gibi modernist bir kavramsal çerçeveye sıkışmış “yapı-edimsel” bir disipliner ortamda, “Kuir Kuram”dan devşirme bir “Kuir Mimarlık” terminolojisi kurmaya çalışmak, suya yazı yazmaktan öteye geçemez. Dolayısıyla, bu soruları pozitivist, yapısalcı ve indirgemeci bir yaklaşım içinde, bir kavramsal taksonomiye oturtarak yanıtlamaya yeltenmek, zaten en başta kuir kuramın eleştirel, ters yüz edici ve kapsayıcı doğasına aykırı bir tutumdur.

Kuir mekân en başta, mimarlığın fiziksel mekânı anlamaya ve üretmeye yönelik otonom disipliner hegemonyası ve bunun yansıdığı kentsel paradigmalardan kurtularak çok-disipliner bir çerçevede okunup analiz edilmesi gereken bir kavramdır. Dolayısıyla bu sorular yerine, kuir mekânın gündelik yaşantıda ne işe yaradığı, hangi kavramsal çelişkileri barındırdığı ve kullanıcılara ne gibi olanaklar sunduğunu sorgulamak daha yerinde olacaktır.

Yaklaşımsal Çelişkiler

Kuir mekân üzerine güncel çalışmaların azlığı ve çoğunlukla Batılı ana akım mimarlık yazını içinde ötekileşmesi ve görünmezliği kaçınamadığımız bir gerçektir. Bilimsel yazında, kuir mekâna dair iki tip kuramsal yaklaşım ortaya çıkmaktadır. Modernist Avro-Amerikan yazını, kuir mekânı belirli işlevler için tanımlanmış gettolar olarak görme eğilimindedir. Bu yaklaşımı izleyen araştırmacılar temelde Amerikalı eleştirel kuramcı Eve Kosofsky Sedgwick’in dolap mecazı (1990) ve Fransız düşünür Michel Foucault’nun beden-güç epistemolojisine (1976) sadık kalırlar. Bu bağlamda, kuir mekânı, cinsel yönelimi dolayısıyla marjinalleştirilmiş bireylerin heteronormatif sosyal yapıdan korunmak üzere sığındığı kentsel dolaplar olarak görürler.

Amerikalı eleştirel coğrafyacı Michael P. Brown, Closet Space: Geographies of metaphor from the body to the globe (2000) başlıklı çalışmasında dolap mecazını retorik olmaktan çıkarıp mekânsal bir olgu olarak inceler ve Yeni Zelanda’nın Christchurch kentini bu dolapların gizlendiği bir seks başkenti olarak analiz eder. Seks ve eğlence amaçlı bu tip gettolar içinde Londra’daki Soho ve İstanbul’daki Beyoğlu bölgelerini de gösterebiliriz. Bu bölgeler, İngiliz Marksist coğrafyacı David Harvey’nin deyimiyle, küresel kapitalizm ve turizm ekonomisinin çarkları içinde kaldığı sürece otoriter rejim tarafından müsamaha gösterilebilen birer “mekânsal sabit”tir (Harvey, 2001). Zaman içinde normları ters yüz eden bu mekânların, kuir özelliklerini ne kadar sakladıkları da sorgulanmaya değerdir. Örneğin, Londra’nın Soho bölgesindeki güncel kentsel dönüşüm ve soylulaştırma pratikleri bölgeyi bir temsiliyet, aidiyet ve mücadele mekânı olmaktan çıkarıp, küresel kültür turizmine hizmet eden, bağlamından soyutlanmış ve gökkuşağı bayraklarıyla çevrili bir eğlence parkına çevirmeye başlamıştır.  

Bu yaklaşımı izleyen çalışmalardan bazıları da özellikle erkek eşcinseller tarafından sıklıkla kullanılan sauna, hamam, bar, sinema, park gibi kentsel kamusal mekânları, kuir mekân kategorisinde görmeyi tercih eder. Amerikalı sosyal tarihçi Allan R. Bérubé, The History of Gay Bathhouses (2003) adlı çalışmasında Amerika’da eşcinsel erkeklere özel kamusal yıkanma mekânlarını azınlık temsiliyeti ve cinsel yönelimin ticarileşmesi bağlamında ele alır. Türkiye’deki kuir mekânsallığa dair ilk çalışmalardan biri sayılabilecek Tarık Bereket ve Barry D. Adam’ın The Emergence of Gay Identities in Contemporary Turkey (2006) adlı makalesi Türk kentlerindeki gey ve biseksüel azınlık kültürüne hizmet veren bar, hamam, sinema, park gibi kamusal mekanlarda bu kültüre özgü davranış örüntülerine odaklanır. Bu mekânlar, kullanıcıları tarafından bilişsel alternatif bir kent haritasının bileşenleri olarak algılanıp, bir rutin içinde ziyaret edilirler (Pasin, 2014).

İkinci yaklaşımı izleyen eleştirel kuramcılar ise kuir mekânı belirli bir kullanıcı grubuna hizmet veren, işlevi tanımlı ve sınırlı bir paradigma olarak görmek yerine, performatiflik ve homososyalleşme eksenlerinde ele alırlar. Bu çerçevede, kuir kavramını durağan bir kimlik kategorisini imleyen bir sözcük olarak değil, değişken ve devingen bir fiili kavram olarak görürler (Jakobsen, 1998: 516). Dolayısıyla, kuir mekân da aslında kuirleşmiş, kuirleşen ya da kuirleşme potansiyeli olan geçici bir mekânsallıktır.

Ece Yoltay’ın Queer Space as an Alternative to the Counter-Spaces in Ankara (2016) adlı yüksek lisans tez çalışması kuir mekânı direniş ve özgürleşme pratikleri ile şekillenen bir karşı-mekân olarak inceler. Bu tezde Yoltay, Ankara’daki karşı-mekânların psiko-coğrafi haritalaması üzerinden, kuir mekânı yeniden kavramsallaştırır. Mimarlık kuramcısı Levent Şentürk’ün Kuir Mekân (2015) adlı çalışması da, benzer şekilde, kuir mekân üzerine özgürleştirici yaklaşımların cesaretle dile gelmiş bir örneği olma özelliğini taşır. Bu çalışmada seks amaçlı üretilen kuir mekân pratiklerinin neredeyse hiçbirine rastlanmaz. Yerine, “Heteronormatif Beyaz Mimarlık” üzerine kuramsal eleştirilerden, alternatif “Küçük Heteroloji” ve “Beden” sözlüklerine; mimarlık öğrencilerinin stüdyolardaki tasarım klişelerinden, kentlerdeki yapısal çevreye kurumlar ve yaşam tarzlarıyla nüfuz etmiş homofobik kültüre; Christiania özerk bölgesi ile Mardin, Antakya ve Yalıkavak beldelerine ilişkin gezmen notları ve gözlemlerine kadar farklı türdeki metinleri bir araya getirmektedir. Kuir mekânın bir çırpıda net bir tanımını yaparak sıradanlaş(tır)maktan kaçınan Şentürk, kuir mekânı fold, anamorfoz, rizom, akümülasyon, hibrit, heterotopya gibi kavramlar üzerinden tartışarak yapı-sökümcü bir yaklaşım izlemektedir.

Kuir Mekânsal Olanaklar

Bahsedilen bu yaklaşımsal çelişkilerin özünde, doğrudan ya da örtük olarak, kuir mekânsal pratiği belirli bir kullanıcı kitleye atfetmek yatmaktadır. Hâlbuki kentsel mekândaki heteroseksist ve erkek egemen normlar yalnızca LGBTİ’ler tarafından sorgulanıp ters yüz edilmez. Bu normların sınırları içinde anılmayı ve yaşamayı reddeden her muhalif ve eylemci birey, cinsel yönelimlerinden bağımsız olarak, bir kuir mekân inşasına katkıda bulunabilir. Bunun en çarpıcı örneklerinden birine 2013 Haziran’ında İstanbul Gezi Parkı eylemleri sırasında tanıklık etmiştik. İki haftaya yakın süren park işgalinde, eylemcilerin kentin göbeğindeki kamusal bir parkı içinde çadır kurup, uyuyup, yemek yaparak adeta ev(cil)leştirmesi, hem geçici hem de dönüştürücü bir mekânsal pratik olarak görülebilir. Ayrıca bu işgalin ideolojiler üstü, zeminden gelen ve kapsayıcı bir özellik taşıması da kamusal alanda alışılagelen sosyalleşme normlarını adeta yıkıma uğratmıştır.

Geleneksel Osmanlı-Türk hamamlarındaki kuir mekânsal pratiklere odaklanan A Critical Reading of the Ottoman-Turkish Hamam as a Queered Space (2014) başlıklı tez çalışmam, özellikle performatiflik ve homososyalleşme biçimlerinin Türkiye kentsel coğrafyasına özgü varyasyonlarına odaklanarak, mimarlık disiplinine yeni bir kuramsal olanak sunmaktadır. Bu tezde hamamdaki performatifliği, geleneksel yıkanma ritüelleri ile kesişme, çark etme gibi bedensel performansların arakesitinde bir işlevsel muğlaklık olarak okumaktayım. Homososyalleşmenin ise hamam mekânında karşılıklı çıkar ilişkileri üzerinden şekillenen, olası riskler ve homofobiye karşı bir dayanışma ağı şeklinde vücut bulduğunu iddia etmekteyim.

Bir başka mekânsal olanak olarak, özellikle son yıllarda çok popüler olan konumsal medya uygulamalarını gösterebiliriz. Internet’in kitlesel olarak yaygınlaşmaya başladığı 90’lı yıllarda popülerleşen Grindr, AdultFriendFinder, PlanetRomeo, Mirc, Gabile gibi sohbet, buluşma ve seks amaçlı çevrimiçi siteler de, sanal ve daha az riskli olmaları dışında, prensipte kentsel gettolardan farklı bir işlevsellik, aidiyet ve camia olgusu vaat etmemişti. Çünkü o yıllarda Internet, gör(ün)me ilişkileri üzerinden şekillenen bir cinsel arayış ağının parçası olarak işlev görmekteydi. Konumsal medyanın ortaya çıkışıyla kullanıcılar artık sanal mekânı yazılı ve görsel değil, çok duyusal ve devinimsel olarak da algılamaya başladılar. Fiziksel ve sanal mekân arasındaki farkı irdeleyemediğimiz bu yeni melez mekânda, kentin başat sosyalleşme normlarına alternatif mobil bir camia olgusu ortaya çıkarken, kamusal-mahrem ayrımı da ortadan kalkmaya başlamıştır (de Souza e Silva, 2006; Miles, 2017).

Kaynaklar

Bereket, T. & Adam, B. D. (2006) The Emergence of Gay Identities in Contemporary Turkey, Sexualities (9) 131-151.

Bérubé, A. R. (2003) The History of Gay Bathhouses, Journal of Homosexuality 44 (3/4) 33-53.

Brown, M. P. (2000) Closet Space: Geographies of metaphor from the body to the globe, Routledge, London.

de Souza e Silva, A. (2006). From Cyber to Hybrid: Mobile Technologies as Interfaces of Hybrid Spaces, Space and Culture 9(3), 261–278. 

Foucault, M. (1976) The History of Sexuality, Volume 1: An Introduction, Victoria: Penguin Books.

Harvey, D. (2001) Spaces of capital: Towards a critical geography, Edinburgh: Routledge.

Jakobsen, J. R. (1998) Queer is? Queer does? Normativity and the problem of resistance, GLO: A Journal of Gay and Lesbian Studies 4(4) 511-536.

Miles, S. (2017) Sex in the digital city: location-based dating apps and queer urban life, Gender, Place & Culture 24(11), 1595-1610.

Pasin, B. (2014) Bir Assemblage Olarak Kent. Kuir Kimliklerin Bilişsel Kent Haritalarını Okumak, Dosya: Kimlik ve Yer, no: 33, Ankara Mimarlar Odası Yayınları, 60-70.

Pasin, B. (2014) A Critical Reading of the Ottoman-Turkish Hamam as a Queered Space, basılmamış doktora tezİ, ODTÜ Mimarlık Fakültesi, Ankara.

Sedgwick, E. K. (1990) The Epistemology of the Closet, Berkeley and Los Angeles: University of California Press.

Yoltay, E. (2016) Queer Space as an Alternative to the Counter-Spaces in Ankara, basılmamış yüksek lisans tezi, ODTÜ Mimarlık Fakültesi, Ankara.