Anlatılmayan Hikâyeyi Görünür Kılmak: Çukur

Umut Güner

Sayı: 164, Sayfa: 45-49

Çukur’un mafyatik bir dizi olması, cinsiyetçi olması hatta homofobik ve bir sürü fobik olmasının yanında televizyon dünyasında görmediğimiz bir şeyi bize gösteriyor, Selim’in hikayesini…

Kaos GL Dergisinin dosya konusu olarak televizyonu tartışmaya karar vermesi sonrasında ben de Çukur’u yazarım diye düşündüm. Çukur’da eşcinsel bir karakter yok da var, var da yok…Ama bir hikâyesi var.

Bu arada kadınların hikâyesinin ikincil bir planda kaldığını, kadının hikâyesinin aslında kamusal alanda sorun yaşayan erkeğin hikâyesinin yansımaları kadar yer bulabildiğinin altını ilk başta çizmem gerekiyor. Tabii kadın hikâyesi diye sunulan şeylerin daha çok “heteroseksüel aşk” etrafında dönüp dolaştığını ama bu dizide onun da olmadığını söylemek gerekiyor ve aslında cinselliğimi kurgulama, yaşama ve inşaa etme sürecimde Çukur’un resmettiği tabloda olamayacağımı biliyorum, başka bir lubunya da muhtemelen olamazdı. Çukur’dan göç ederdi “hayırsız evlat” olarak. Peki neden Çukur’u izliyorum veyahut yazıyorum diye soracaksanız, bir sürü yakışıklı adam var, o yüzden. Güzel erkeklerin bulunduğu yerdi Çukur. Ammavelakin, Selim karekteri bu yazının yazılma gerekçesini oluşturuyor.  

“abin yapamaz, o korkuyor, o sen geldiğin için rahatladı”

Çukur’da 3 erkek kardeş var. Kahraman; adıyla münhasır, erkekliğin kitabını yazan ve yazmayı öğreten abi ilk bölümde ölüyor. İki numara başrole oynayacakken asıl oğlanı anne oyuna çağırıyor. Çağırırken de “abin yapamaz, o korkuyor, o sen geldiğin için rahatladı” gibi repliklerle abiye ilişkin bir kuşku yaratıyor. Bu kuşkuyu doğrular nitelikte ortanca abi de birkaç hata yapıyor ama “işin içinde bir ibnelik olduğunu” hisseder gibi oluyor izleyici. Fakat adını da o kadar koyamadan izlemeye devam ediyorsun

“o fotoğrafları istediğin kişiye gönder”

İlk bölümde abisinin “karı mısın oğlum sen” dediği, mafya olmasına rağmen “minik bir tabanca ile gezen”, abisine saldırırlarken pısan ve ilerleyen bölümlerde babasının “gözüm onu görmesin” dediği Selim’in düğümü izlediğim ilk 7 bölümde çözülmedi. Bütün bunlar yeteri kadar “erkek olmadığını” söylüyordu bize. “Yeteri kadar erkek değilse neydi?” sorusunu sorduran sahne ise, canı sıkkın bir şekilde gittiği barda, sazı eline alıp, türkü söylemesi ve sonrasında masasına gelen Celal ile tanışırken ismini ölen abisinin adı “Kahraman” olarak vermesi idi. Ve 7. bölümde ailesini sattığı avukat beyin, türkü bar çıkışı fotoğraflarını göstererek tehdit etmesi… Sonraki bölümlerde Selim “o fotoğrafları istediğin kişiye gönder” diyerek blöf yapsa da izleyiciye “var bu işin içinde bir ibnelik” diye iyiden iyiye düşündürtmeye devam etti.

Çukurun kalıpyargıları:

·       Selim’in karısıyla başarısız bir cinsel hayatı olması üzerinden, en güzel eşcinsel erkek klişesini yeniden kuruyor olabilir miyiz? Başarısız bir cinsel hayattan dolayı bazı “erkekler” eşcinsel olur ya da “eşcinsel erkeklerin ereksiyon problemi vardır” gibi…

·       Selim’in kullanmayı tercih ettiği, minik tabancanın bir fallik göndermesi olabilir mi? Ya da bilinçaltının hortladığı yer diyebilir miyiz? Bir yandan erkekliği performe ederken diğer yandan o kadar erkek bir ortamda “yeteri kadar erkek olmadığının” ifadesi mi?

·       Lubunyalar “korkak”, “ürkek” gibi kırılgan anlamlarla mı eşcinsel olurlar? Korkmayan lubunya yok mudur? Hepsi premses midir?

Aktivist ezberleri:

·       Selim ailesi nedeniyle evlenmek zorunda bırakılan onlarca eşcinsel, biseksüel ya da transtan biri olabilir.

·       İşyerinde (mafyatik işler de bir şekilde iş oluyor, Selim’in karnı oradan doyuyor) açılamadığı için gizlenmek zorunda kalıyor. Açık bir eşcinsel, biseksüel erkek olarak işyerinde var olamaz!

·       Eşcinsel, biseksüel evlatları söz konusu olduğunda ailelerin bazıları (şükür LİSTAG, Gökkuşağı aileleri var. Yoksa ezberimiz daha doğrusu heteroların ezberi “aileler ne der”in ötesine geçmiyordu) bir kayıp duygusu yaşıyor ve çocuklarına eşit muamele yapmıyor!

·       Selim birçok eşcinsel, biseksüel çalışan gibi ifşa edilmekle tehdit edilmekte ve işinin getirdiği koşullardan daha ağır koşullarda çalışmak zorunda bırakılmaktadır.

Selim’in sınıfta kaldığı yerlerden biri de “abilik” mitini yaşatamıyor olmasıydı. Selim’in bir abi olarak yapması gerekenler diye tariflenen idealler dünyasında, yapması gerekenleri yapmıyor olması üzerine çizilen profil. Toplumsal cinsiyet rolleri sadece kadın ve erkek olmak üzerinden inşa edilen roller olmakla kalmıyor. Eş, abi, mafyanın oğlu olmak gibi rol ve sorumluklar üzerinden inşa ediliyor ve bunların performe edilmesi bekleniyor.

Ha unutmadan, Vartolu Selahattin karakteri erkeklik anlaşmasına sürekli ihanet ediyor. Kime ne söz verdi ise cayıyor. Anlaşmalara uymuyor. Arkadan iş çeviriyor ama dizinin ilk yedi bölümünde buram buram erkek kokmaya devam ediyor. Kimse Vartolu üzerinden “var bu işte bir ibnelik” demiyor, Vartolu erkeğin hası olmaya devam ediyor. Bu da aslında erkekliğe, kadınlığa, ibneliğe yüklenen anlamların ne kadar göreceli olduğunu gözler önüne seriyor.

Bu arada dizinin asıl oğlanı Yamaç Koçovalı ve asıl erkek İdris Koçovalı’dan bahsetmeden dizi eleştirisi yazmış olduğum için kendimi tebrik ediyorum. Yıldız Tar’ın deyimiyle, “Bazen asıl hikâye asıl oğlanın hikâyesi değildir. Belki de hikaye gerçek hayatta olduğu gibi dizide anlatılmayan, üstü kapatılan ya da sadece “ima”larla kurgulanan hayatların hikâyesidir.” En azından kaosGL.org’un iddiası bu yönde. Bu yüzden bu yazı da anlatılmayan ama ima edilen hikâyeyi görünür kılma çabası.

14 bölüme geldiğimizde ise: Selim ile Celal yeniden türkü barda karşılaştılar. Celal masaya oturmak istedi. Selim izin vermedi. Selim Celal’ın burnunu kırdı. Bunu tabii ki tasvip etmiyorum. Eşcinsellliğini yaşayıp, yaşadığına pişman oldu ve vurdu gibi okuyabilir heteroseksüel izleyici. O zaman heteroseksüel izleyiciye şunu sormak lazım peki Selim yaşadığından pişman ise aynı bara yeniden neden gitti? Giderken pişman değildi de gidince Celal’i gördü de mi pişman oldu? Yoksa Celal’le yaşadığından değil de Celal’le yaşadığının bilinme ihtimalinden hatta ihtimalden çıkıp gerçek bir tehdide dönüşmesinden rahatsız olmuş olamaz mı?

Burnunu kırdıktan sonra aralarındaki replikte Celal’in Selim’e “Selim” olarak seslenmesi Selim’i de bizi de geren sonun başlangıcı oldu diyebiliriz. Çünkü malum gizli yaşadığımız dönemlerde, adımızı, semtimizi, işimizi hep farklı söyler ve güven tahsis edilene kadar yalan söylemeye devam ederdik. 2002 yılında Güztanbul kapsamında yapılan ikinci Bilen Aile toplantısında, bir arkadaşım partneri için değil ailesi için “benim hayatımın %90’ını bilmeyen bir ailem var” demişti. Yalan çoğu zaman lubunya kültürü ile haşır neşir olmadan önce eşcinsel, biseksüel ya da translar için ayakta kalma stratejilerinden biri oluyordu. Doğal olarak Celal’in Selim’i kendisinin söylediği gibi Kahraman olarak bilmesi gerekiyordu.

Selim Celal’in evine gitti. Özür dileme bahanesiyle eve girdi. Sonrasında Celal’i öldürdü. İntihar süsü verdi ve gitti. Selim’in Celal’i öldürmesiyle Selim ve Celal’in arasında aynı türküyü sevmenin ötesinde bir etkilenme olduğunu öğrenmiş olduk. Malum RTÜK’e takılmamak için böyle fazlaca imalı bir yöntem seçmek dışında bir seçenek kalmadığını söyleyebiliriz ama aynı zamanda eşcinsel, biseksüel, trans varoluşlar görünmezliğe mahkum ediliyor, gizlenmeye zorlanıyor da diyebiliriz.

Selim’in Celal’i öldürmesi ise aynı zamanda bir nefret cinayeti! Evet Selim de gey mağdur da gey. Nefret cinayetlerinin arkasındaki toplumsal yapıyı iyi analiz etmek gerekiyor. Selim, bireysel olarak Celal’den nefret etmiyor. Selim, Celal ile yaşadıklarının yaratabileceği riskleri önlemeye çalışıyor ve Celal’i kendi varoluşuna bir tehdit olarak görüyor ve bir eşcinsel/biseksüeli öldürmek, ibneye zulmetmek toplumsal yapı tarafından rahatlıkla teşvik edildiği için ve eşcinsel, biseksüel ve translar kendiliğinden kolay lokmaya dönüştükleri için öldürebiliyor.

Tabii sevgili hetero okuyucu buradan hemen sonuç çıkartmamak lazım. Eşcinsel, biseksüel, translara yönelik nefret cinayetlerini, nefret saldırılarını “grup içi” bir sorun olarak görmemek gerekiyor. Malum kendi sorumluluklarımızı, kendi suç ortaklıklarımızı başkalarının sorunu olarak sunmayı ve sorumluluktan kaçmayı çok severiz toplum olarak.

LGBTİ hareketi; içinden doğru ne kadar çok eleştirsem de kendi içinde tartışan, sorgulayan bir hareket olmaya ve dinamizmini de buradan kurmaya devam ediyor. Faillik-mağdurluk ilişkilerimiz de bu süreçte tartışmaya ihtiyacımız olan meselelerin başında duruyor. Mağduriyetlerimiz nasıl bizi fail olmaya zorluyor ve fail olmadan hayata tutunmak mümkün mü?

22. bölüme kadar izlediğim bölümlerde Selim’in Celal’i öldürmesi dışında yaptığı bütün yamukları, kötülükleri lubunya kardeşliği içinde anlayabiliyorum. Lubunya denyoluğu diyorum geçiyorum. Malum Selim’in çocukluktan beri maruz kaldığı bitmeyen erkeklik sınavları ile sınıfı geçememe hali ile fazlaca empati yapabilmek mümkün:

“Babanın bakışlarını hiç yakalandın mı sen? Bu çocuk neden böyle diyen.”

“Senin yaptığın erkeklik oyunlarını ben her gün yapmak zorundayım. Her gün kendimi ispat etmek zorundayım.”

“Benim hayatımı yaşıyorsan tedbirli olman lazım.”

Ayşe boşanmak istediğini dile getirirken Selim’e söylediklerine verdiği yanıtlardan biri, “Bu evlilik bir ceset, sürdürmeyelim”.

Sonrasında Ayşe’nin Selim’i yargılamadığını, yadırgamadığını öğreniyoruz: “Seni anlayan bir ben varım bu dünyada” replikleri ile evlenmek zorunda bırakılan bütün eşcinsel, biseksüel ve translara selam çaktı diyebiliriz.

İlerleyen bölümlerde Vartolu Saadettin’in öldürülmesine karşı çıktığı için Sultan Anne, yıllardır Selim’in annesinin babasının gözlerinden okuduğunu söyleyiverdi. Sultan annemiz, “Baban her ‘bu çocuk olmayacak’ dediğinde ben seni savundum, o farklı ama olur. Bir elin beş parmağı var. Beşi de birbirinden farklı derdim ama sen gerçekten olmamışsın” deyiverdi. Selim de “anne baba olarak ne güzel düşünceleriniz varmış benim hakkımda” diyerek sahneyi terk etti. Şimdi sevgili okuyucu, bunun Selim’in cinsel yönelimi ile ilgisi yok diyebilirsiniz ama meselenin ortasında cinsel yönelim yumru gibi oturuyor. Selim’in olmama hali de, her daim güvenilmez olma hali de yamukları da… Aslında kendisinin iradesiyle her gün girdiği erkeklik sınavını baştan kaybedeceğinin hükmü Sultan Anamız ve İdris Babamız tarafından verilmiş!  

“Aile nedir? Dev bir hayal kırıklığından başka. Sen kaçtığını zannettiğin zaman seni dibine çeken dev bir çukurdan öte” repliği ise sanırım ailesiyle sorun yaşayan eşcinsel, biseksüel ve translar için değil kendi bireyselliğini korumaya çalışan her “evlat” için geçerli olabilecek bir cümle.

Selim karakteri ne kadar ürkek, arkadan iş çeviren, ailesini satan, yattığı adamı öldüren bir karakter olarak sunulsa da empati yapmaktan vazgeçmiyor olmamı sanırım artık yaşımın kemale ermesiyle, anne tavırlarımla açıklamak yeterli olmaz. Selim’in bu kadar kötülük yapabilmesi, kötücüllüğü Selim’in her gün girdiği sınavdan, annesinin babasının “bu çocuk olmadı”, “bunda olmayan bir şeyler var” bakışlarında gizli. Bana asıl kötü olan o çocuğa bu hissi daha çocukken hissettiren ailesi gibi geliyor.  

“o da benim kabulüm, ben ona da varım”

Selim’in öldürdüğü Celal’in erkek kardeşi Cemil diziye giriyor. Selim, Cemil’in elinden tutuyor. İş veriyor.

Malum erkekler arasındaki cinselliği kelimelere dökemediğimiz zaman imalardan, bakışlardan, el kol hareketlerine, minik jestlere anlamlar yükleriz. Bu minik yorumlar hep bir muammayı içinde barındırır. Hep bir acaba sorusu ile baş başa kalırız. Bu acabalarla, muammalarla aşklarımızı kendi kendimize yaşamaya başlarız. Kendi kendimize ayrılırız, birleşiriz, yeniden severiz. Yine yeniden deriz. Ta ki imalar, el kol hareketleri ve minik jestler bize yetmemeye başladığı ana kadar. Bazen karşımızdaki sapına kadar hetero olsa da bizimle bu küçük evcilik oyununu oynamayı sever. Bazıları erkeklerin kendilerinden hoşlanmasından gizil bir gurur duyar. Bazılarında ise ters teper. Bizim minik anlamlar yüklediğimiz bütün hareketler, bakışlara, jestlere onlar “yok ya öyle değildir” derler. Bakışlarımızı, jestlerimizi anlamsızlaştırırlar. Anlamsızlaştıramadıkları yerde de sert yaparlar kendi erkeklikleri oranında. Bu yüzden o anda anlamlandırmak zordur bakışları, flörtleri.

Selim’in Cemil’e ilgisinden ilk saniyeden beri emin olsak da Cemil bu ilginin ne kadar farkında sorusu işte bu geriden izlemeyi de zorunlu kılıyor.

Malumunuz Ayşe’nin Cemil’i yakın uzağında tutma isteği ile Saadet’le evlendirme süreci başladı. 28. bölümde Çukur’un erkekleri hep birlikte damat hamamına gittiler. Cemil hüzünlü, Cemil sahte bir evlilik de olsa damat olmanın heyecanı içinde. Celasun ve diğerlerinin de peştemalli halleri arasında Cemil ile Selim’in diyaloğu dikkat çekiyor. Cemil, “gerçek olmasa da insan havaya giriyor, teşekkürler Selim abi, abimin yokluğunu aratmadın” tadında bir kelam ediyor. Selim de “gerçeğini de yaparız bir gün” diyor. Cemil, “gerçeğini yapmayı beklersek çok yaşlanırız be abi” diyor. Selim’in ağzından, “o da benim kabulüm, ben ona da varım” tek bir kelime gibi çıkıyor. Cemil’in bakışlarından artık her şeyi anladığını fark ediyoruz. Selim’in kendisine olan “ilgisinden” emin oldu.

Sonrasında düğün sahnesi başlıyor, malumunuz tek yasak aşk Selim’in Cemil aşkı değil. Cemil’in Selim’in karısı Ayşe’ye aşkı da yasaklı. Ayşe de bu ilişkinin Cemili. Cemil ise Selim’i. Ayşe farkında ama kaçak güreşmek zorunda…

“İnsan sevdiğini öldürür mü?”

Cemil damat olarak içiyor içiyor. Ayşe’yi terasa çıkmaya zorluyor ve “beraber kaçalım” diyor. Ayşe Çukur’un dışında başka bir Çukur olmadığının farkında. O yüzden olmaz diyor. Cemil, “Selim’i İdris Babaya söylerim” deyip merdivenlere yöneldiğinde Ayşe Cemil’in kafasına vurarak bayıltıyor. Selim’i çağırıyor. Selim’e “Seni söyleyeceğini söyledi. Ailemizi korudum, seni korudum” diyor. Sonrasında Selim için dünya ayaklarının altından kayıp giderken, Cemil kendine geliyor. Selim, Cemil’i öldürüyor. Sonrasında Selim ile Metin Cemil’i ev dışına taşıyorlar. Selim, Cemil’i kendi elleriyle gömmek istiyor. Gömüyor da. Selim kendini de gömüyor.

Sevgili Yasemin Öz yazmıştı. Dizi sahnelerinden onun yorumuna uzanmak istiyorum. “Selim’in eşcinselliğinin açık edildiği sahne, “Herkes öldürür sevdiğini” şeklinde yine bir eşcinsel olan Oscar Wilde’a selam olmuş #Çukur. Hep merak ederim; eşcinsel olarak kendisine yaşatılanların hangi acısıyla yazdı Oscar Wilde bu şiiri diye. Eşcinsel olduğu için yargılanan bir şair. İhanet, lanet ve acı Jean Genet ve Murathan Mungan eserlerinde de dikkatimi çekmiştir. Erkekler arası aşk ve buna yönelik toplumsal linç dinamikleri sosyolojik bir araştırma konusu olsa ilginç olurdu herhalde. Konumuza dönersek, bu erk’ekler dünyasında Selim’in eşcinselliği bundan sonra örtbas edilmeden gösterilecek mi meraktayım.”

Yasemin sorusuna sonraki bölümlerdeki yanıt ne yazık ki; “Selim’in eşcinselliği Cemil’le öldü” diyebiliriz. Tabii ki dizinin başından beri anlaşılmayan Selim’in Çukur nefreti daha anlaşılır hale geldi en azından LGBTİ izleyici için. Selim Çukur’da hiçbir zaman Selim olamayacak. Ne İdris Babanın Selim’i olabilecek ne de Cemil’e aşık Selim olabilecek. Bu yüzden Çukur yok olsun istiyor. Çukur evimiz olmasın istiyor. Ev bazen sıcak aile yuvası değildir. Yok sayıldığın, varolamadığın, aşık olamadığın, kendi kendine bile konuşamadığın yerde aile bir bok çukuruna dönüşür ve sizi her koşulda istemediğiniz bir hayatı yaşamaya zorlar.

Yeni sezon başlamasıyla birlikte Çukur’un dağıldığını görüyoruz. Herkes bir yerlere savrulmuş. Selim kendini affettirmeye çalışıyor. İdris Baba’nın, Sultan annenin, Yamaç’ın, Sena’nın, Ayşe’nin geride Çukur’dan kalan herkesin kendisini affetmesi için uğraşıyor. Sanırım seyirciden de af diliyor. Ailesine yaptıkları için. Ama o arada İdris ile hesaplaşmaları ve İdris’in erkeklik krizleri ile karşı karşıya kalıyoruz. Selim İdris’e kendini neden hiç sevmediğini soruyor? İdris kaçak güreşiyor. Diğerlerini sevdiğimi nereden biliyorsun? Selim onlarla zaman geçirdin benimle hiç geçirmedin minvalinde bir şeyler söyleyecek gibi oluyor İdris sen hiç top oynamadın, güreş tutmadın tadında erkeklik zırvalarını kusuyor. Diziye giren Cumali herkesin korkulu rüyası olduğu gibi Selim’in de ürktüğü ve karşılaşmak istemediği abisi. Selim ilk önce Sultan annesiyle yüzleşiyor. Sultan felçten kurtulunca Selim’e de sinirli ama affetmeye hazır gibi duruyor. Kızıyla yüzleşmesi gerektiğini tembihliyor. Kızıyla yüzleşen Selim’e kızı, “Oldugun şey için özür dileme. Ben de belki o zaman senin arkanda dururum.” diyor. Kaç bölüm boyunca Selim’e seni olduğun gibi kabul ediyorum mesajını ilk kez kızı verdi. Selim belki de o cesaretle Cumali abisi yüzleşmeye gidiyor. Kapısını çalıyor. Paspasın üstüne kakaolu süt koyuyor. Cumali gelenin Selim olduğunu anlıyor. İdris Koçovalı aslan parçası çocuklarının kakaolu süt içmesini istemiyormuş. Cumali ise Selim’in kakaolu sütlerde suç ortağı imiş. Babasının kakaolu süt zülmünden Cumaliyi koruyormuş.

Çukur’un mafyatik bir dizi olması, cinsiyetçi olması hatta homofobik ve bir sürü fobik olmasının yanında televizyon dünyasında görmediğimiz bir şeyi bize gösteriyor. Selim’in hikâyesini peki bu hikâyeyi heteroseksüel izleyici nasıl görüyor? LGBTİ+ izleyici nasıl görüyor sorusunun yanıtı da sanırım herkesin kendi çukurunda gizli.