HIV ve Yaşlılık

Hasan Andreas ATİK

Sayı: 160, Sayfa: 46, 47

STÖ’lerin programlarına HIV ve yaşlılık olgusunu bir an önce dahil ederek devleti önleyici politikalar geliştirmeye zorlamaları, bu politikaları denetlemek yönünde stratejiler belirlemeleri, bu konuda görev ve yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlanan devlete öncü tavsiyelerde bulunmaktan kaçınmamaları ve acilen kamuoyu oluşturmaları gerekmektedir. 

HIV enfeksiyonuna ilk defa 1980’li yılların başında rastlandığı bilinse de yapılan araştırmalar, HIV’in 1910-1945 yılları arasında bir dönemde insanlara bulaşmış olabileceğini de ortaya koyuyor. Afrika kıtasında ortaya çıktığı belirtilen HIV enfeksiyonu, dönemin koşulları sebebiyle fark edil(e)memiştir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken iki önemli husus vardır: Birincisi, HIV’in Afrika kıtasında ortaya çıktığı, ilk epideminin de bu kıtada yaşandığı, ancak kıtada hakim olan emperyal güçlerin diğer birçok toplumsal olguda olduğu gibi bu durumun da tespit edilmesini geciktirdikleridir. Günümüzde HIV ile ilgili sosyal birçok tartışmada bu iddianın sıklıkla dillendirildiği biliniyor. İkincisi ise ABD’de görülmeye başlandığı ilk dönemde, HIV ile yaşayan kişiler arasında artış gösteren ölümlerin gay kanseri (GRID) olarak tanımlanması ve bu durumun da gerekli tedbirlerin zamanında alınmamasına neden olmasıdır. Bu iki ihmal sebebiyle HIV’in tanımlanması ve üzerine çalışmaların başlaması gecikmiştir. Bugüne değin yaklaşık 30 milyon kişinin AIDS’e bağlı nedenlerden hayatını kaybettiği ve halen yaklaşık 40 milyon kişinin ise HIV ile yaşadığı belirtiliyor (Quammen, 2015, 2012; Keim, 2014; UNAIDS, 2017). Türkiye’de ise HIV ilk defa 1985 yılında tespit edilmiştir. 1990’larda modern ilaçların piyasaya sürülmesiyle AIDS kaynaklı ölümlerin büyük oranda azaldı. Günümüzde ilaca erişimi olan ve ilaç rejimine sadık kalan HIV ile yaşayan herkes normal bir yaşam süresine sahiptir.

Yukarıda aktardığım kısa tarihsel arka plandan yola çıkarak yazının bundan sonraki kısmında farklı bir sorunsala değineceğim: HIV ve yaşlılık. Son dönemlerde, bu konuda pek çok araştırma yapılsa da sonuçları üzerine kesin olarak bir şeyler söylemek için henüz erken. Ancak genel kanıya göre HIV enfeksiyonu ile yaşayanlarda yaşlılık hastalıklarının görülme sıklığının artış göster(ebil)diği yönündedir. Bu açıdan bakıldığında, HIV pozitif kişilerin yaşlılık dönemlerinde özel bakıma ihtiyaç duyacaklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Maalesef Türkiye’de HIV ile yaşayanlara karşı kimi zaman aileleri de dahil olmak üzere toplumsal her aktör tarafından ayrımcı ve dışlayıcı bir tutum sergilenmektedir.

Konu HIV ve yaşlılık olduğunda kaçınılmaz olarak HIV pozitif bireyler için sosyal engellilik kavramının kullanılması gerekiyor. HIV ile yaşayan kişilerin, sağlık hizmeti alırken ayrımcı ve damgalayıcı uygulamalara maruz kalındığı üzerinde durulması gereken en önemli konulardan biridir. Eğer HIV ile yaşayan kişinin cinsel kimliği ve/veya cinsel yönelimi farklı ise bu ayrımcılık toplumun her kademesinde katlanarak artmaktadır. O halde, bu durumun yaşlılık döneminde daha da artacağını, hatta kaçınılmaz olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Günümüzde devlet kendini sadece tedavi sağlayan olarak konumlandırmakta ve hiçbir önleyici sağlık hizmeti olmadığı gibi tedaviyle doğru orantılı bir danışmanlık planlaması da bulunmamaktadır. Diğer taraftan, toplumun HIV ile ilgili eğitilme ve bilinçlendirilme çabaları da tamamen sivil topluma terk edilmiştir. STÖ’ler ise güçleri oranında sadece günü kurtaracak politikalar üreterek bir arpa boyu yol alamamaktadırlar. Burada uygulanması gereken temel politika, devleti eğitim, bilinçlendirme, rehabilitasyon süreçlerine dahil etmeye zorlamak ve bunun her yurttaşa sunmak zorunda olduğu bir görev ve sorumluluk olduğunu hatırlatmak olmalıdır. Ancak konu HIV ve yaşlılık olduğunda maalesef devlet gibi sivil toplumun da gündeminde yaşlılığın olduğunu görebileceğimiz bir pratikle karşılaşmıyoruz.

Bilindiği gibi HIV negatif insanların yaşadıkları yaşlı bakım evlerinin koşulları bile çok kötü durumdayken, HIV pozitif kişilere bu kötü koşullarda bakımın nasıl sağlanacağı cevaplanması zorunlu olan bir sorudur. Yaşlılık sürecindeki temel sorunlar olarak sıralayabileceğimiz, sağlık merkezlerine ulaşım, tedaviye kesintisiz devam, sosyal hayata katılım, barınma, kişisel hijyen, yeterli beslenme vb. koşulların sağlanması HIV ile yaşayan kişiler için oldukça hayati önem taşımaktadır. Sosyal devlet olma iddiasındaki Türkiye devleti de devlet olmaktan kaynaklanan görev ve yükümlülüğü gereği yurttaşlarının ihtiyaçlarını gözetmek ve yerine getirmek zorundadır. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler gibi dezavantajlı olarak tanımlanan gruplara yönelik pozitif siyaset gütmek ve tedbirler almak bir devletin anayasal görevi ve sorumluluğudur. Ancak pek çok örnekte görüldüğü gibi Türkiye’de devlet bu sorumluluklarından kaç(ın)makta, yeterli ve güvenli şekilde bu hizmetleri sun(a)mamaktadır. HIV’in yakın bir geçmişe sahip olması ve HIV ile enfekte olan kişilerin istatiksel yaş ortalaması gözlendiğinde, yakın bir gelecekte Türkiye’de HIV ile yaşayan kişiler yaşlı grup içerisinde yer alacaklardır. HIV pozitif kişilerin günümüzde maruz kaldıkları ayrımcılık ve damgala(n)ma pratikleri, bu kişilerin yaşlılıklarında toplumda var olma koşulları/biçimleri, bakıma muhtaç olmaları durumunda ne gibi tedbirler alınacağı vb. konular cevap bulunması ve verilmesi bakımından büyük önem ve öncelik taşımaktadır. Daha spesifik bir örnek verecek olursak, günümüzde yaşlı bakımevlerinin fiilen trans kadınların erişimine kapalıyken HIV ile yaşayan bir trans kadının yaşlı bakım evlerinde kalamayacağı da –kabul edilemez olsa da– kaçınılmaz bir gerçektir. Bununla birlikte konu HIV ile yaşamak olduğunda, bir heteroseksüelin de yaşlı bakımevlerine kabul edilip edilmeyeceği bir muammadır.

Sonuç olarak Türkiye devleti HIV ile yaşayan kişilerin yaşlılık dönemlerinde sağlığa erişimleri, tedavinin kesintisiz devam ettirilmesi, yaşlılık hastalıklarının tanı ve tedavisi, bakım ve sosyal hayata katılımları yönünden yakın gelecekte ortaya çıkacak bu duruma hazır değildir. STÖ’ler her ne kadar kapasiteleri oranında çalışmalar yürütseler de bu konu sivil topluma terk edilmeyecek kadar önemlidir. HIV ile yaşayanların yaşlılık dönemlerinde yaşayacakları olası sorunları önceden belirlemeli ve bu doğrultuda önleyici tedbirler alınmasını sağlayacak politikaları geliştirmek ve uygulanmasını sağlamakla yükümlüyüz. STÖ’lerin de programlarına HIV ve yaşlılık olgusunu bir an önce dahil ederek devleti önleyici politikalar geliştirmeye zorlamaları, bu politikaları denetlemek yönünde stratejiler belirlemeleri, bu konuda görev ve yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlanan devlete öncü tavsiyelerde bulunmaktan kaçınmamaları ve acilen kamuoyu oluşturmaları gerekmektedir. 

*Bu yazının her aşamasında yardımlarını ve desteğini esirgemeyen Furkan HANCIOĞLU’na özel olarak teşekkür ediyorum. 

 

Kaynakça

 

Keim, B. (2014). “AIDS Bütün Dünyaya Nasıl Yayıldı?”, http://m.nationalgeographic .com.tr//makale/kesfet/aids-butun-dunyaya-nasil-yayildi/1260, Erişim Tarihi: 7.4.2018

Quammen, D. (2015). The Chimp and the River: How AIDS Emerged from an African Forest. New York: W. W. Norton & Company.

Quammen, D. (2012). Spillover: Animal Infections and the Next Human Pandemic. New York: W. W. Norton & Company.

UNAIDS. (2017). “Ending AIDS: Progress towards 90-90-90”, http://www.unaids. org/sites/default/files/media_asset/Global_AIDS_update_2017_en.pdf, Erişim Tarihi: 7.4.2018