“Çocuk ve Gey Kelimeleri Aynı Cümlede Kullanıldığında Bile Tepki Alabiliyor”

Röportaj: Özge Göztürk

Sayı: 154, Sayfa: 50,51

Varlıkları kabul görmeyen canlıların hakları da yasalarda yer bulmuyor. Yer bulabilmesiyse, ebeveynlerin kendi çocuklarını birey olarak görmelerini ve gerekirse onlar ile birlikte yasal bir savaşa girebilmelerini de gerektiriyor. Hollandalı Laura Dekker’in (2009 yılında) yelkenliyle dünya turuna çıkmak istemesi üzerine verilen bir yasal savaş buna çok güzel bir örnektir. 

Koruyucu tavır, koruyucunun insafına ve inisiyatifine kalmış, çocukla; yani durumu yaşayan bireyle değil, ‘koruyucu’ adı verilen kurum ya da kişiyle belirlenmiştir. Bu yaklaşım, çocukların görünmezliğine maalesef destek ve sebep olur. Evet, tabi ki korunmaya ihtiyaç duyan, özel ilgiye muhtaç bireyler var fakat çocukların korunmaktan önce kabul görmeye, yaşamları üzerinde söz haklarının olmalarına ihtiyaçları var. 

Bu bireyselliğin tehlikeli uçları olduğunun da farkındayım, çokça istismar edildiği örnekleri görüyoruz, fakat bu istismarlar karşısında zayıf kalmalarının bir sebebi de, çocukların, tercih haklarının olmaması değil mi? Onların ‘kendilerini savunamayacakları’ kabulünden yola çıkılan koruyucu birimler, ebeveynler ve zeminler değil mi? 

Çocuk, tüm toplumlarda hassas bir terazide duran, kırılganlığı ile nam salmış bir birey grubudur. Fakat bunca savaşların, kıtlıkların, göçlerin ardından ve içinden bakarken, pek çok çocuğu zaten koruyamadığımızı da kabul ederek, onların da kendi kararlarını verebilecek yetide olduklarını, kendi sözleri için ayağa kalktıklarında önlerine atlamamamız gerektiğini de görmeliyiz.

Dekker’in babasının medyada eleştirilen, ‘sorumsuz ebeveynlikle’ suçlanırken örnek gösterilen bir sözü vardı: “Kızım çok küçük yaşlardan beri yelken yapıyor. Bu tura çıkmayı da çok istiyor, ben onun babasıyım... Hayallerine engel olmak istemiyorum.”

 

Politik Hayvanlar Belgeseli, Kaliforniya eyaletinde dört eşcinsel kadının LGBT hakları üzerine 1990ların başından bugünlere kadar uzanan savaşını anlatan bir film. 

Kuehl, eyalet üyeliğine seçilen ilk açık lezbiyendir, 1994 yılında verdiği ilk öneri ise; LGBT çocuklara okullarda uygulanan ayrımcılık, şiddet ve onları intihara kadar sürükleyen baskılara karşı alınması gereken önlemler üzerinedir. Fakat bu önergenin meclisten geçebilmesi Kuehl’in yıllarını almıştır. 

Çocuk, her kesim için hassas bir konu, ister istemez beliren koruma duygusu ile oluşan çatışmalar çocuk haklarının oluşabilmesinin önündeki en büyük engellerden biri. 

Belgeselde, bu yasanın meclisten geçebilmesini ancak yasa metnindeki kelimelerde yapılan değişikliklerle sağlayabildiklerinden bahsediliyor. Çocuk kelimesi ile aynı cümlede bulunmasına katlanılamayan “cinsiyet” ve “gey” kelimelerinin metinden kaldırılıp “her türlü ayrımcılık” ibaresini kullandıklarından ve ancak bu sayede önergeye onay alabildiklerinden bahsediliyor. 

Mikrofonu belgeselin yönetmenleri Jnoah Markovitz ve Tracey Waren’a tuttuk ve “Çocuk” alanında neler düşündüklerini sorduk. 

Jonah Markovitz: Çocuk konusu çok hassas, belgeselde de vurguladığımız gibi; çocuk, cinsiyet, gey kelimeleri aynı cümle içinde kullanıldığında bile çok büyük tepkiler alıyor. Filmi (Politik Hayvanlar) yaparken Sheila Kuehl’e, ilerleme kaydedebilmek için, şimdi neyi yasallaştırmamız gerektiğini, bir sonraki adımın ne olması gerektiğini sormuştuk. 

Bu, belgeselde yer almadı ama çok ilginç bir noktaya değindi Kuehl: Amerika’da, hak ve özgürlükleri üzerinde en az söz hakkına sahip topluluğun çocuklar olduğunu söyledi. Ve bu konunun ilerde çok büyük bir kavga yaratacağını düşündüğünü belirtti.

 Bence de çok önemli bir nokta bu. Çocukların söz hakkı neredeyse hiç yok, onlar adına aileleri ve mahkemeler karar veriyor. Oysa sadece toplumun bir üyesi olmak, kendi haklarına sahip olmak için yeterli olmalı; bir kişi başka bir birey tarafından denetim altında tutulmamalı. 

Tracey Wares: Bir medya çalışanı olarak ben de özellikle kendi alanımın çocuklara karşı sorumluluklarına değinmek istiyorum. Medyadaki karakterlerin, sunumların, izleyiciler üzerindeki etkisinin bu kişilerin kendi kimliklerini oluşturmalarına kadar uzandığı yadsınamaz. 

Çok uzun bir zaman, Amerikan medyada LGBT topluluğundan biri, illaki olumsuz bir karakter ya da hikâyedeki suçlu kişi olarak gösterildi. Bu yüzden LGBT çocuklar iyi bir rol model ya da kendilerini olumlu yönde tanıtacak birini göremediler ki ben bunun çok etkili olduğuna inanıyorum. 

Medyadaki olumlu örneklerin yanında, okullarda LGBT tarihinin sunulmasının hem LGBT hem de diğer öğrencilerin tutumlarını farklılaştıracağını; LGBT öğrencilerin kendi kimliklerini oluşturmalarına ve aynı zamanda diğer tüm öğrencilerin de bu kimlikleri hayatın normal bir parçası olarak görmelerine büyük fayda sağlayacağını düşünüyorum. 

Birbirimizden ayrıştırıldığımızda ve birbirimizi anlamadığımızda homofobi ve zenofobi zemin bulur. Bu yüzden LGBT gençlerinin kendileri için olumlu rol modeller görebilmesi, pozitif örneklerin görülür hale gelmesi çok önemlidir.