Ve Ben Bir Taraftarım Bağırmasam Olmaz

Selin Yıldız

Sayı: 142, Sayfa: 20-22

Kadınlar tarih boyunca bir çok alanda olduğu gibi sporda da cinsiyet ayrımcılığı ve eşitsizliklerle karşılaşmışlardır.  Spor başlı başına erkek etkinliği olarak görülürken, futbol özelinde bu durum kadınlar için daha da sıkıntılı bir hal alıyor. Kadınlar ofsayt bilir mi bilmez mi muhabbeti yıllardır erkeklerin diline pelesenk olmuş, sanki ofsayt nedir bilmek sadece erkeklere bahşedilmiş, kadınların bu kuralı bilmeleri, anlamaları çok zor bir ihtimalmiş gibi davranılır. Hatırlarsınız, TFF de bir kaç yıl önce Fenerbahçe’ye seyircisiz oynama cezası vermişti. Sonrasında aynı maç için kadınların maçı izleyebileceği kararını vererek biz kadınlar için koca bir ‘‘pozitif ayrımcılığa’’ imza atmıştı. Kısacası futbolun saha içinden saha dışına; kurumlarından, taraftarlarına erkek egemen ve cinsiyetçi bir alan olması, aşina olduğumuz ve maalesef hemen her gün tecrübe ettiğimiz de bir şey. Peki böylesine ‘‘erkek’’ bir alanın içinde yer alan kadın futbolcular, ‘‘ofsayttan anlayan kadınlar’’ Türkiye’de neler deneyimliyor? 2003 yılında TFF hangi gerekçeyle 250’ye yakın kadın sporcunun lisansını iptal etti? Aslında benim bahsetmek istediğim mevzuu tam da bu soruların etrafında biraz da kendi deneyimlediklerimden yola çıkarak TFF içerisindeki kurumsallaşmış ama buna rağmen çok da duyulmamış homofobi.

Yıllardır Türkiye kadın futboluna ve özellikle milli takım içersinde sporculara dayatılan bir kadın stereotipi vardır ve bu gerçek anlamıyla bir dayatmadır. Günümüz milli takım antrenörü, kısa saçlı kadınları takıma almamaya özen gösterdiği gibi yine milli takım koordinatörünün de sporculara ‘‘kadın’’ olduklarını bir fiil hatırlatan ‘‘saçlarınızı uzatın’’, ‘‘makyaj yapın’’ gibi söylemleri mevcut. Zamanında bir kadın futbol takımının antrenörü de, ki kendisi de kadın, diyordu ki ‘‘futbol sert bir spor ve zamanla kadınların hormonlarını değiştiriyor, dikkat etmek lazım’’. Yani yönetimdekiler sadece kadın sporcuların nasıl göründükleriyle değil, hormonlarıyla da ilgileniyor, bu konular hakkında sporcuların üzerinde baskı kurmakta bir beis görmüyorlar.

Fakat bu verdiğim örneklerin ötesinde, en çarpıcı olanı 10 yıldır düzenlenen kadınlar liginin 2003 yılında kapatılmış olması. Belki hatırlayanlar vardır, 2002-2003 sezonu kadın futbol ligi final maçında rakip takımlardan iki sporcu kavga ediyor ve habere göre birbirlerini lezbiyenlikle suçluyorlar.  Final maçı olduğu için de dönemin federasyon üst düzey yetkilileri ve basın maçı yakından takip ediyor. O zamana kadar sporculardan bazılarının bilinen, fakat ‘‘göz yumulan’’, direkt olarak konuşulmayan cinsel yönelimleri o final maçında çıkan tartışma sırasında artık kimsenin birbirinden saklayamayacağı bir hal alıyor. O ana tanık olmamış fakat o dönem kadın futbol camiası içersinden bir oyuncunun anlattığına göre olay basına yansıdığından bir hayli farklı. Çıkan tartışmanın sebebi birbirlerini lezbiyenlikle suçlamaları değil, iki oyuncunun maçtan bir süre önce ayrılmış iki eski sevgili olması. Durumu magazinselleştirmek istemiyorum fakat burada vurgulamak istediğim de zaten, basının aslında bu durumda bile lezbiyenlerin varlığını inkâr eden, inkâr etmese de bunu bir ‘‘suç’’ olarak tanımlayan bir haber dili kullanmış olması. 

İlerleyen günlerde ‘’federaller’’ apar topar bir karar alıp dönemin yaklaşık 250 kadın sporcusunun lisanlarını iptal ediyor. ’”Sağlıklı bir lig için’’ şiarıyla Türkiye kadın futbol ligi yaklaşık 2 yıl süreyle durduruluyor. Dolayısıyla bir taraftan bu sporcular işsiz de kalmış oluyor çünkü neredeyse hemen hepsi profesyonel olarak bu işle ilgileniyor ve geçimlerini böyle sağlıyorlar. O dönem lisansları iptal edilen kadınlardan bazılarının SABAH gazetesine yaptığı açıklamaysa şöyle: “Biz lezbiyen değil ekmeğini kazanmaya çalışan futbolcularız. Bu final maçında meydana gelen olay tüm bayan futbolculara mâl edildi. Herkesin bir özel hayatı vardır. Bayan Milli Takım sorumlusu Yeter Arıcan, bizi baskı altına alamayınca bunu ön plana çıkararak sözünü dinleteceği küçük çocuklarla ligi devam ettirecek. 200-250 bayan futbolcu var. Çoğu ekmeğini futboldan kazanıyor”. 

Bu açıklamanın üzerinde özellikle durmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü belki de evet o açıklamayı yapan kadınlar eşcinsel değillerdi ya da sadece haklarını savunmak ve bunu yaparken de tepki çekmemek için böyle bir açıklamaya gitmişlerdi, bunu bilmiyoruz. Fakat her ne şartta olursa olsun o kadınlar maruz kaldıkları durumu göstermek, dertlerini anlatabilmek için cinsel yönelimlerini, öyle ya da değil, açıklamak zorunda bırakıldılar.

Aradan geçen iki yıl sonunda TFF çok gönüllü olmasa da UEFA’nın da baskısıyla Türkiye’de kadınlar ligini tekrar başlatıyor. Fakat yeni kurulacak olan lige bir takım düzenlemeler getiriliyor ve ’88 yılından önce doğan sporcuların yeni kurulacak olan lige katılmaları engelleniyor. Peki bu ne anlama geliyor? Bu daha önce lisansları iptal edilen futbolcuların neredeyse hiçbirinin ligde oynayamamasına neden oluyor. Çünkü o yıllarda ligde oynayanların büyük çoğunluğu ’88 yılı ve daha öncesinde doğanlardan oluşuyor. Federasyon kararına gerekçe olarak ise yeni kulüp tescili başvurusu olmadığını, faal kulüplerin de kapatılma ve lige katılmama kararı aldıklarını gösteriyor. Bu gerekçelerin doğruluk payı olsa bile, gerekçe ile verilen karar arasındaki bağlantıyı kurmak bir hayli güç. Çünkü verilen karar direkt olarak dönemin futbolcularına yönelik ve kararın muhatabı da kadın sporcular oluyor, kulüpler değil. 

Bir kaç istisnai durum olmuyor değil. Mesela kalecilerde bu yaş sınırlamasına gidilemiyor çünkü zaten kaleci sayısı bir hayli az. Bu tıpkı şuan milli takımın istisnai olarak kısa saçlı kadınları da oynatması gibi. Alternatifi olmadığı noktada federasyon ‘‘kurallarını’’ esnetebiliyor. Bir gün TFF belki alternatifi olmadığı noktada açık eşcinsel bir kadına da milli takım kadrolarında yer verecek, kim bilir.

Türkiye kadın futbolunun yakın geçmişine baktığımda dikkatimi çeken bir diğer husus da Dinarsu takımının ligden çekilmesi ve kulüp başkanının yaptığı açıklama. Dinarsu kulüp başkanı 1993-1997 yılları arasında üç kez şampiyon olmuş takımını 1997 yılında ‘‘bu lig daha çok şeylere gebe’’ diyerek ligden çekerken herkesin sandığı gibi ‘‘ligde artan şike olayları’’ üzerine mi bu açıklamayı yapmış yoksa ligin gebe olduğu şey 2003 yılı final maçında vuku bulan, sporculardan bazılarının eşcinselliğinin ortaya çıkması ve artık gizlenemeyecek olması mıydı, bilmiyoruz. Fakat ben ikinci ihtimalin daha olası olduğu kanısındayım. Şike söylentilerine çok ihtimal vermiyorum çünkü kadın futbolu ne o dönem, ne benim içinde olduğum yıllarda, ne de şimdi öyle büyük paraların döndüğü, erkek futbolu gibi endüstriyelleşmiş, üzerine bahis oynanan bir alan değil. Kaldı ki, ligin kurulduğu andan, ki bu ’93 yılına tekabül ediyor, ’97 yılına kadar olan dönemde üst üste şampiyon olmuş başarılı bir takımın ligden çekilmesini şike olayları yaşanmış olsa dahi açıklamak zor. O yıllarda futbol oynayan bir kadın sporcunun anlattıkları özellikle Dinarsu gibi büyük takımların sponsorluk anlaşmaları olduğu ve takımlarda bir para akışının olduğu yönünde. Fakat takımın ligden çekilmesinde futbolcuların cinsel yönelimlerinin payının da büyük olduğunu özellikle belirtiyor. Aslında bu demek oluyor ki 2003 yılından önce de, tahminen 15-20 kadın yerel bir takım yönetiminin homofobisine maruz kalmış.

————————————————

Öte yandan ben de 2006-2008 yılları arasında futbol oynarken kendi takımım içersinde milli takımda yaşananlara benzer şeyler deneyimledim. Fakat takıma girdiğimde fark ettiğim üzere homofobi yalnızca yönetim kadrosunda değil takım arkadaşlarım arasında da çok yaygındı. Aslında kimse meseleye dair bir şey bilmiyordu. Aramızda bir homofobi vardı ama onunla ne yapacağımızı da pek bilmiyorduk. Herkesin bildiği tek şey, lezbiyen olursak takımdan atılacağımızdı. Lezbiyen olmamalıydık. Dahası o zamanki antrenörümüzün söylediğii bir cümle sanırım hepimizi fazlasıyla etkilemişti: ‘‘Bu takımda birinin lezbiyen olduğu anlaşılsa benden önce takım arkadaşları onu bu takımdan atar’’. Sahiden de atmışlardı. Ben takıma girmeden bir süre önce bir kadın lezbiyen olduğu için takımdan takım arkadaşları tarafından uzaklaştırılmıştı. Sonunda o kadınlar kendi içlerinde yaratılan, onlara dayatılan homofobiyle ne yapacaklarını da öğrenmişlerdi.

Takım sporlarındaki arkadaşlıklar diğer alanlarda kurulan arkadaşlıklardan çok farklıdır sanıyorum. Okul arkadaşlığı, iş arkadaşlığı, mahalle arkadaşlığı gibi değil; çok daha yakınsındır takım arkadaşınla. Herkesle çok samimi olmasan bile, o takım içinde aynı amaç için varsındır ve söylenene göre lezbiyen olmak bu takım olma halini bozacak bir şeydi. Dolayısıyla bu ‘‘takım ruhu’’ denen şey, takımca bir homofobiyi benimsemeyi de beraberinde getirmişti.  Fakat bize ait değildi bu fobi. Antrenörün gözetiminde olduğumuz anlarda homofobikmişiz gibi yapıyorduk. Eşcinsel olanlar da tüm takıma açık değildi, ama herkes yakını gördüğüyle paylaşabiliyordu da bir şekilde. Dikkat etmek gereken tek şey, ‘‘homofobikmiş’’ gibi yapmayan, gerçekten de öyle olanlarla paylaşmamaktı. 

Peki biz neden bu kadar sahiplenmiştik bu bizim olmayan, hatta bize yönelen nefreti sorusu önemli sanıyorum bu noktada. Bunun cevabını kendi hissettiklerim üzerinden vermeye çalışabilirim ve aslında bu büyük oranda takım arkadaşlarımın hissettiğine de denk düşer sanıyorum. Bunun başlıca sebebi, kendi cinsel yönelimimin çok farkında olmadığım yaşlarda ne olmamam gerektiğini, ne olursam futbol oynayamacağımı çok iyi bilmemdi. Ben o formayı ve kramponları giydiğimde kendimi mutlu hissediyordum. Okulda giydiğim üniforma kendimi içinde fazlasıyla rahatsız hissettiğim bir şeydi ya da evde üzerime giydirmek istedikleri etekler beni çok geriyordu bazen. Ama yeşil saha içinde o stereotipleştirilmiş kadınlıktan çıkıp kendimi özgürleşmiş hissediyordum. Dolayısıyla kendim gibi hissettiğim bir alanda var olmak için, homofobi karşısında sessiz kalıyordum.

Bir taraftan da yanılmıyorsam 13-17 yaş aralığındaydık takım olarak. Yönlendirmelere çok açık olduğumuz bir yaş dilimindeydik. Dolayısıyla isterlerse biz ”lezbiyen” olmayabilir, hatta kendi arkadaşımızı lezbiyen oldukları için takımdan atacak kadar homofobik de olabilirdik. Bu yüzden Federasyonun 2003’de,  önce tüm lig sporcularının lisanslarını iptal etmesi, sonrasında yaş sınırlandırması getirmesinin tek amacı o dönemin sporcularını futboldan uzaklaştırmak ve futbol oynaması yasaklanan kadınların da söylediği gibi, sözlerini dinletebilecekleri oyunculardan oluşan bir lig kurmaktı. Çünkü o kadınlar saçlarına, giyimlerine, yönelimlerine o kadar da müdahale edemedikleri bir yaştaydılar. Yetişkindi hemen hepsi ve Federasyon sanırım eşcinselliğin öğrenilir bir şey olduğunu da sandığından o kadınları bizlerden, futbola yeni başlayacak olan kadınlardan uzak tutmak istemişti. (Böylelikle benim jenerasyonumdan futbol oynayan hiçbir kadın lezbiyen olmadı :) )

Sonuç olarak Türkiye’de homofobik bir çok kurum/kuruluş olduğu doğrudur fakat TFF özellikle de 2003 yılında 250’ye yakın kadın sporcuyu futboldan uzaklaştırarak aslında Türkiye’de çok da eşi benzeri görülmemiş bir homofobi sergilemiştir. Bugün de Türkiye’de kadın futbolcular bir taraftan bu kadar erkek ve cinsiyetçi bir alanda kadın olarak var olabilmenin mücadelesini verirken bir taraftan da her gün bu kurumsal heteroseksizm ve homofobiye maruz kalıyorlar. Bu sebeple LGBTI taraftarların kadın futbolunu desteklemelerinin, tribünlerde görünür olmalarının özellikle eşcinsel kadın sporcuların üzerindeki baskının azalması noktasında önemli olacağını düşünüyorum.

 

Türkiye A Milli Kadın Futbol Takımı 2014

26 Aralık 2003 / Sabah Gazetesi