türkiye tarihinde eşcinselliğin izinde escinsel-lik hareketinin tarihinden satır başları-1:80’ler

deniz yıldız

Sayı: 92, Sayfa: 48-51

Türkiye eşcinsel-lik hareketinin başlangıcı olarak kabul edilebilecek tarih 1970’lerdir. “1970’lerin sonlarında magazin basını sürekli olarak bir eşcinsel organizasyonunun kuruluşundan söz etti”. (1) “Ankara’da iki sanatçının öncülük ettiği ve biraz komik isimli derneğe izin verilmemi ı tir. ’fiarololar Derneği’ diye gündeme getirilen ve basına yansıyan bu atılım başarısız olunca bir süre konu pek ele alınmamıştır. Ankara’daki bu atılımın yasa bilgileri pek yetkin olmayan sanatçılarca başlatılmasının bir sonucu ortadadır. İsim bile iticidir ve ciddi bir görünümden uzaktır. Ancak, eşcinsellerce anımsanması gereken bir girişimdir.”(2)

“Bir de ’Altmış Günlük Bir Şey’ adlı kitabı ile ’olay kadın’ olan Füsun Erbulak’ın sözlü bir girişimi olmuştur. Gazetelere yansıyan düşüncelerinde, ’lezbiyenler kulübü kurulmalıdır’ görüşü yer alıyordu.”(3) [Daha önce “sadece”, 1954’de, sevgilisiyle her yerde, herkesten saygı görerek yaşayabilen ve eşcinsel-lik aktivistlerinin yarım asır sonra out olmayı (açılmayı) neden büyük bir marifet saydığını anlayamayan Güner Kuban hanımefendi vardı.(4)]

İzmir Çevre Sağlığı Derneği’nde İbrahim Eren ve bir grup İzmirli eşcinsel terapi toplantıları yapmaya başladı.(5) İtalya’da FUORI ve Almanya’da Roth Schwul örgütlerinin kurucuları arasında olduğunu söyleyen Eren’in evindeki 10-15 toplantıya, yaklaşık 25 kişi katılmış ancak toplantılar 12 Eylül nedeniyle sürdürülememişti.(6)

“O yıllarda cinsiyet değiştirme ameliyatları yasaklanmıştı. Pembe kimlik, yani kadın kimliği verilmiyordu… Faşizm yüzünü göstermişti.”(7) “12 Eylülle birlikte sokağa çıkma yasağı geldi. Gece 12’de başlıyor, sabah 5’te bitiyordu. Bütün yetkiler ordunun eline geçmişti… Üç dört tane travesti kulübü akşam 8de açılıyor, 11’de kapanıyordu. Gece yaşamına da darbe vurulmuştu.”(8)

Bütün ilerici hareketleri önleyip muhafazakar ahlak anlayışını yerleştirmek için mücadele eden generallerin kurbanları arasına katılan ’transeksüeller, transvestitler, homoseksüeller’(9), aşağılayıcı sıfatlar ve alçaltıcı muamelelerle Ankara dışına sürülürken(10) benzer bir süreç İstanbul’da da yaşanmıştı. “Kum saati içindeki kumlar gibi savrulmuştuk. 1981’li yıllarda her zaman olduğundan daha da fazla, daha da gaddar ve zalimce, yakaladıkları her yerde, evlerimizden, iş yerlerimizden, bakkaldan, sokaktan, her yerden bir sürek avı başlamıştı bizlere; travesti, transseksüel ve geylere… Topladıkların Sirkeci’deki o zamanki meşhur Sansar Han’a, yani emniyet müdürlüğüne götürdüler Günlerce orada kaldık. 50 60 ki ı i, şiddet, eziyet, işkence; üstümüz başımız, saçımız sakalımz birbirine karışmış bir halde bindirdiler bizi minibüslere, ver elini Haydar Paşa garına sürükleyerek. Halkın çirkin sözleri arasında, tekme tokat bindik trene. Kapattılar kompartımanı; kapıları kilitlediler… Sonra hareket ettik. Hemen kapıya koştuk. Kapı açılmıştı. Tam kapıyı açtık, sivil ahlak polisleri koridorlarda tur atıyorlar. Gey arkadaşlar da, kollarından mühürlü olarak yerlerde oturuyorlardı. Epeyce gittik. Ta ki Kartal’a yaklaşınca tren yavaşladı. Yan vagondan birkaç arkadaş camdan atladılar. Oysa burası Hitler’in Almanyası değildi…”(11) (Kardelen-y.n.)

“Trenlere doldurulup, sürgün ediliyorduk ama asla yok olmadık. Hatta isimlerini hatırladığım Beyaz Kadın, Madi Leyla, Japon Arzu, Karslı Melek, Bakırköylü Aysel ve diğerleri sadece cinsel kimlikleri yüzünden Metris Cezaevi’ne konuldu. Unutmuyorum, Hasan adında Erzurumlu bir er bizi tutup Dolmabahçe’ye inen ağaçlığa ve çalılıklara götürüp zorla koliliyordu (anal seks yapıyordu-y.n.). Beyhan 67 kulübüne yani bugünkü Sahra’ya askerler gelip bizleri tuvaletlerde ve şu an karşısında otopark olan ama o zaman inşaat halinde olan o yere götürüp zorla koliliyorlardı. Çünkü askerlerin sözü geçiyordu. Kimseye bir şey diyemiyorduk.”(12) (Demet Demiry. n.)

“Gemisini kurtaran kaptandı. O tarihlerde kimi Kırşehir’e kaçtı, köçeklik yapmaya. Kimisi ne bileyim, yok oldular. Çünkü çoğundan haber alamadık. Şimdiki gibi herkesin cep telefonu yok ki irtibat kurulsun. Tam o ara Selahattin Çetiner’in açıklaması geldi. Barlarda, pavyonlarda, gazinolarda, bu gibi yerlerde kadın kılığında, efemine erkeklerin, transeksüellerin hepsi çalışmaktan men edildi.”(13) (Kardelen-y.n.)

1981 Haziranında transeksüellerin, transvestitlerin ve “kadınsı erkeklerin sahneye çıkması yasaklandığında(14) Bülent Ersoy yasağın en ünlü kurbanı olmuştu. Ersoy’a uygulanan yasağa karşın bazı eşcinsel sanatçılar, TV’de bile sık sık boy göstermekte, sahneye çıkmakta, konserler verebilmekteydi. Sanatçının durumu ile demokrat kesimler de ilgilenmiş, çelişkiyi ortaya koyan yazılar yayınlanmış, Avrupa Konseyi bile olayı tartışmış fakat bütün bunlara karşın inatçılıklar ortadan kaldırılamamıştı.(15) 12 Eylül’ün muhalişerinden solcular eşcinsellere yönelik tutum konusunda darbeci generallerden pek farklı değildi. Aktivist Demet Demir, e f cinsel olduğu için İlerici Gençlik Derneği’nden ihraç edilmişti.(16)

’80’lerin ilk yarısı, ileriki yıllarda Hortum Süleyman gibileriyle doruk noktasına ulaşacak bir kabusun başlangıcıydı.(17) “Hortum Süleyman, 1990’da Beyoğlu’na gelen bir amirdi. 92’ye kadar burada kaldı, 1,5 yıldan fazla. Ee, homofobik yapısı olan bir adam bu. Pürtelaş’ı, Başkurt’u bütün evleri yaktı döktü, kaçırdı travestileri. Sonra bu adam, genel istek üzere sanırım, geldi, 96’da geldi. 1,5 yıl kaldı işte, 1 yıl önce gitti (2000-y.n.).”(18)

Lambdaistanbul’un 1996’da gazeteci-yazar Engin Ardıç ve oyuncu-politikacı Fatma Girik’le birlikte “yılın kötüleri” plaketini, 2005te ise hormonlu domates yaşam boyu homofobi ödülünü almaya hak kazanan Hortum Süleyman, eşcinselleri tuttukları takımın renklerindeki hortumlarla dövdüğü, nezarethanede işkence yaptığı, kafalarını kazıttığı gibi iddiaları reddettikten sonra “Travesti nedir, nasıl bir insandır sizin gözünüzde?” sorusuna şu yanıtı veriyordu: “Nihayet insan. Onlarla asla bir sorunum yok. Ama sokaktaki insana nasıl kapkaç, uyuşturucu rahatsızlık veriyorsa travestiler de aynı şekilde rahatsızlık veriyor. Ben travestilerden nefret ediyorum demiyorum ama tiksiniyorum. İki metre boyunda bir insanın bayan elbisesi giyip bıyıklı bir adamla cinsel ilişki kurması ne kadar tiksindirici, ürpertici bir olay.”(19) Önce kadın transvestitlerin sonra da karılarının koynuna giren normal kıyafetli, babayiğit, bıyıklı ve çoluk çocuklu eşcinsel erkekler ise onlardan yirmi misli aşağılıktı(20), çocuklar özgür yetişirse her şey beklenebilirdi ve insanlar eşcinselliğe karşı topyekûn seferber olmalıydı.(21) Kamerayla hortum kullandığının tespit edildiğinin hatırlatılması üzerine ise, “O televizyon görüntüsü montaj. Bir olay olmuştur, copum yanımda değildir. Mesela bir otoparktaki hortum denk gelmiştir. Renk renk hortum olur mu? Ama Beyoğlu’ndaki travestilerin elinde falçata var, bıçak var. Bu insana gel, yüzümü gözümü darmadağın et mi diyeceğim? Bunlar hap alıyorlar, acı kuvvetleri var. Devletin polisine homoseksüelden dayak yiyor mu dedirteceğim? Devleti zaafa mı uğratalım?” diye karşılık veriyordu.(22) Devlet varlığını kişilere değil, kişiler varlıklarını (asla zaafa uğratılmaması gereken) devlete borçluydu. O devletin polisi ki, ne kendisinin (eş)cinsel olup olmadığı ne de herhangi birilerinden dayak yiyip yememesi söz konusu dahi edilemeyecek, insanüstü bir yaratıktı(!).

“Bu dönemde Türk medyasında ’eşcinsel’ ne olduğu tam olarak kestirilemeyen hayali bir varlıktır. Hatta bu hayali varlık, hayattan daha da koparma, uzaklaştırma ve toplumun dışına atma gayretiyle özellikle ’homoseksüel’ olarak adlandırılır. Kendinden menkul her türlü uzman/akademisyen de, sokaktaki vatandaş da, emniyet mensubu da, halkı bilgilendirecek gazeteci de, söz birliği etmişçesine, ’normal’ kategorisine sokamadıkları herkesi ’homoseksüel’ diye adlandırdılar. İster bıyıklı biri isterse çoktan operasyonunu tamamlamış bir transeksüel olsun, Türk medyası için fark etmiyordu. Bu dönem aynı zamanda ’homoseksüel’ tabir edilen insanlara yönelik ayrımcılığın, baskının ve işkencenin doruğa çıktığı bir süreçti…

Normal’ görülmeyen eşcinselliğin haberi de normal sunulamazdı. İçinde eşcinsellik geçen veya eşcinselliği çağrıştıran bir haber, okura ’şaş haber’ olarak sunulur. Cinsiyetçi ve ırkçı zihniyetlerden beslenmekten geri durmayan medya, eşcinsellikle ve eşcinsellerle ilgili haberlerde bu zihniyetini yeniden üretmekte sakınca görmez. Yalan, yanlış, abartı, aşağılama, ayrımcılık söz konusu ’şaş haberlerin alışıldık süsleridir. Gazeteci cehaleti oranında küstah, gücü oranında zalimdir. Çünkü bir haber nesnesi olarak ’eşcinsellik’ ortalık malıdır. Çünkü gazeteci için örgütsüz ve en sorunsuz alandır. Bir eşcinsel bireyin ortaya çıkıp ’düzeltme’ yapamayacağı, hakkını arayamayacağı herkesin malumudur.” (23) 1983 yılında bir dergide e ı cinselliğin kapak yapılabilmesi için “hastalık olduğunun” yazılması gerekiyordu.

“Bir eşcinsellik kapağı yapmaya karar verdik. O zaman İpek Çalışlar ile beraberiz orada. Oradaki en radikal bizleriz. Patronu ikna ettik. İlk kez Türkiye’de bir eşcinsel kapağı çıkacak. Yani eşcinsellik kapa ğ ı. Yazı verildi şu cevap geldi: ’Yazının bir yerine eşcinselliğin şöyle veya bu şekilde bir hastalık olduğu cümlesini, yıl 1983 gerçi, koymak zorundasınız’ dedi bize hukuk işleri. ’Çünkü yazıda eşcinsellere yönelik hiçbir eleştiri yok.’ Hiç unutmuyorum, biz oraya bir şekilde eğer çok uydurmuyorsam, işte bu işten çok rahatsızsanız, psikiyatrik tedavi görebilirsiniz filan diye çok anlamsız bir cümleyi eklediğimizi utanarak hatırlıyorum.”(24) (Tuğrul Eryılmaz- y. n.)

“1985 Haziranında Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’na eklenen yeni bir madde polise ’davranışları ahlaki değerlere ve toplum geleneklerine uymayan insanlar’a karşı büyük yetkiler verdi. Kanunda homoseksüellikten söz edilmemiş olmasına karşın, zamanın İçişleri Bakanı Yıldırım Akbulut meclisteki bir konuşmasında şöyle dedi: ’Yeni kanun bizlere homoseksüellik şüphesi olan kişileri 24 saat gözaltında tutma yetkisi veriyor… Homoseksüelliğin anti-sosyal eğilimlerden biri olmadığına inanmıyoruz. Böyle sapık düşünceleri ve eğilimleri olan kişilere karşı katı olmalıyız. Bu tür insanların sayısı her geçen gün artmakta… Bu yüzden biz, her yerde, özellikle büyük şehirlerde bu insanlara karşı kanunlar çıkaracağız.’”(25)

“1985’de 116, 1986da 100 eşcinselin ’bu işi yaptığı’ tespit edilip parmak izi alınmış” (26), İstanbul Emniyet Müdürlü ğ ü Asayiş şube Müdürü Hasan Ceyhan bir yandan eşcinselliğin Türk Ceza Kanunu’na göre suç olmadığını söylerken diğer taraftan “Suç değilse neden parmak izleri alınıyor?” sorusuna “Ehliyet alınırken sizin parmak iziniz alınmadı mı? Hem alsam ne olur, almasam ne olur? Kimlik tespiti için aldık, o kadar. Bir yerde bu işi yaparken yakalanmış ” , eşcinsel olduğunu söylemiş, biz de onu kayıtlara geçirdik (27) yanıtını verme cüretini kendisinde bulabilmişti. Aynı dönemde eşcinsellerin bir parti kurup kuramayacağı tartışmaları başlamış; halen varlığını sürdüren partilerden ANAP Genel Sekreteri Mustafa Taşar “e ” cinsellerin tedavi ettirilip topluma kazandırılması gerektiği, DYP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Dülger “toplumun ve tabanlarının eşcinselliği aşağılık bir konum olarak değerlendirdiği”, DSP İzmir Milletvekili Fikri Ertan “eşcinselliğin dışlanarak, aşağılanarak yaklaşılmaması gereken büyük ölçüde biyolojik bir sorun olduğu”, SHP Genel Başkan Yardımcısı Fikri Sağlar ise “Böyle bir partileşme işine girişilmesinin kişisel olarak bir sakıncası olduğunu zannetmiyorum. Bağımsız, demokrat ve uygar bir ülkenin gereği, her görüşün örgütlenerek sesini duyurmasıdır. Biz şu anda programımıza eşcinsellerin vatandaşlık haklarına ilişkin ek bir madde koymayı düşünmüyoruz. Herkes yasalar önünde e ı ittir ve eşit muamele görecektir. Bizim programımızda insan hak ve özgürlüklerini savunacağımız zaten belirtiliyor”(28) diye görüş bildirmişti. Türkiye’de seçimle iktidara gelmeyi öngören bir siyasi partinin programına eşcinsellikle ilgili bir maddenin girmesi Haziran 1994’te (29) ÖDP (Özgürlük ve Dayanışma Partisi) ile olabilecekti: “Farklı cinsel tercihler üzerindeki her türlü baskıya karşı durulmalıdır.”(30)

Karşıcinsellik öylesine tek, öylesine mutlak bir “tercihti” ki kendisi dışındaki tüm cinsellikler ondan farklıydı(!). Bir yönelim olan eşcinselliğin, “karşıcinsel olmamak” üzerinden tanımlanıp tanımlanamayacağı ileriki yıllarda eşcinsel-lik aktivistler-i tarafından da tartışılacaktı. 1986 üç önemli olaya tanıklık etti. İlki, yaşadıkları yerlere sürekli baskın yapılan kadın transseksüel ve transvestitlerin direnme çabalarının politikleşmesi (31), ikincisi Özal hükümetinin, AB’ye tam üyelik başvurusu yapışı - ki sonraki yıllarda Türkiye’nin AB yolunun eşcinsel-lik haklarının tanınmasından geçtiğini öne sürenler olacaktı (32)- üçüncüsü ise Arslan Yüzgün’ün ( kadın e ı cinselliğinin ele alınmadığı ) “Türkiye’de Eşcinsellik” kitabının yayınlanışıydı. Kısa bir süre sonra “gençliğe zararlı bulunup” ancak mühürlü poşetlerde satılmasına izin verilen yapıt (33), bir yandan iktisatçı yazarının “İstanbul’da yarım milyondan fazla homoseksüel olduğu” iddialarıyla Türkiye’nin Kinsey’i hâline gelmesini sağlarken diğer yandan içindeki ankete katılanların “%82,1 gibi bir oranının eşcinselliklerini problem olarak nitelendirmemeleri”(34) ve %90,1’inin bir eşcinsel derneği kurmayı yararlı bulmaları açısından çok önemliydi.(35)

Türkiye medyasında eşcinsellik, ilk zamanlar kadın transseksüelliği ve transvestizminden ibaretmiş gibi sunuldu. “Bu durumun anlaşılır ilk nedeni ortada olanla, görünürlükle ilgiliydi… İkinci neden olarak maço ve cinsiyetçi medya eşcinselliği böyle sunarak ’erkeklik’i kurtarmış oluyordu. Toplumsal hayatta ise kendi cinsini seven bir erkek, utanılası bu durumunu saklaması, herkesten gizlemesi ve ortalıkta görünmemesi gerektiğini bilirdi. Kendini gizleyemediği bir aşamada ise ’erkeklik’ alanını derhal terk etmesi gerekirdi. Bir erkek bir erkeği sevemeyeceğine göre birinin ’gacıvari yani ’kadın gibi’ olması gerekirdi; haliyle bu durumda geriye travestilik ve transseksüellik kalıyordu. Arada bir kırdan ya da metropolden ’sevici’ haberi okusak da, ilk dönemde kadın eşcinselliği veya lezbiyenlik bir memleket meselesi oluşturmuyordu; gerektiğinde heteroseksüel erkekler için en fazla erotik/pornografik bir malzemeden ibaretti.”(36) Sosyal, ekonomik ve kültürel özelliklerinin birçoğuyla 19’uncu yüzyılın ilk yarısındaki Batı Avrupa’ya benzeyen Türkiye’de(37) bu durum, en azından ben/ego kavramı geliştirebilen bazı “şehirli Türkler” için değişmeye(38), 1980’li yıllardan itibaren kendisini gey olarak tanımlamaya başlayan bir topluluk oluşmaya başlamıştı.(39)

“Sanayileşmeyle birlikte, geleneksel aile modelinde ve artık geleneksel toplumda bir dönüşüm ortaya çıkıyor. Geleneksel aile modelinde cinsellik, kadınlar ve erkekler de bir şekilde o modeller içinde baskılanır ve sıkıştırılırken, sanayileşmeyle birlikte ortaya çıkan bu dönüşüm yani gelenekselliğin parçalanması ve dolayısıyla özgürlükçülüğün ortaya çıkması bireylerin gruplardan topluluklardan ve de büyük ailelerden kopmasını da beraberinde getiriyor. Metropollerde ortaya çıkan insan akını ve işçi akını eşcinselliğin de kamusal hayata, toplumsal hayata bir yeni evrilme noktasını beraberinde getirdi.”(40)

“Türk medyasının aslında aynı anlama gelmek üzere gazetelerin ’3. sayfa’ cinayet ve ’ahlaksız teklif haberleri dışında söz konusu haftalık dergilerde (Yankı, Nokta, Sokak, Yeni Gündem - y. n.) eşcinsellik bir var oluş olarak, bir hayat tarzı olarak da sunulmaya başlamıştı. Kendi cinsini seven genç erkekler, kendileri dışında sadece bir Zeki Müren bir de Bülent Ersoy olmadığını görmeye, metropollerde kendileri gibi erkek seven erkekleri bulmaya başlamışlardı. Sonuçta bir travesti olduğu halde ’paşa’ maskaralı ile ruhen, fiilen ve de tıbben bir kadın olduğu halde ’hukuken’ kabul edilsin ya da edilmesin transseksüellik, eşcinselliğin ileriki aşamaları, eşcinsel olmanın kaçınılmaz sonuçları değildi.” 41)

Çok sayıda erkek eşcinsel için aynı yorumu yapabilmek pek mümkün görünmüyordu. Seçenekler, “ya işkence ya ölüm”dü. Bir “Türk” erkek çocuğu hâlâ, aile büyüklerinin kanatları altında büyüyor, onların istediği kadınla evleniyor, ailesi için var gücüyle çalışıyor, davası uğruna fanatikçe savaşıyor ve ülkesiyle bayrak ” için cesurca ölüyordu. (42) Sözü edilen olgulara “resmen tavır alabilmek için eşcinsel-lik hareketinin 27 Ekim 2001 tarihini, açık (eş)cinselliğiyle Türkiye’nin ilk (ve tek) vicdani retçisi Mehmet Tarhan’ı beklemesi gerekecekti. (43) Nisan 2005te tutuklanıp Sivas’ta askerî hapishaneye konulan Tarhan’ın (44) hemen serbest bırakılması için çok sayıda gösteri yapılacak, önce serbest bırakılan Tarhan Ekim 2006’da 25 ay hapis cezasına çarptırılacaktı. 1987 yılının ramazan ayında işkenceler yoğunlaştı. Yetmiş kadar kadın transvestit saçlarından sürüklenerek gözaltına alındı. Dayaktan silikon memeleri patladı. Yara bere içinde kaldılar. Sıfır numara tıraş edildiler, falakaya yatırıldılar ve toplu halde itilip kakılarak otobüslere bindirilerek kentten sürüldüler. Küfrün bini bir parayaydı.(45) Sürgün yeri aynıydı: Eskişehir.

Toplumsal cinsiyeti tehdit edenler var oluşlarının bedelini bu şekilde ödemeye zorlanırken örgütlenme çabaları yeniden baş gösterdi. 12 Eylül döneminde İtalya’ya giden İbrahim Eren İstanbul’a döndü. Aktivistler “Çarşamba Çayları ismi altında toplanmaya başladılar. Bu toplantılar öylesine kalabalıktı ki evin kabulü imkânsızdı. Toplantıları BİLSAK’ta yapmaya başladılar.”(46)

Aynı yıl açıkça eşcinsellerin de içinde olduğu bir partinin kurulması gündeme geldi. “…Avrupa’da on yıl önce yapılmış olan çağrıyı, biz ancak 1985-1986da yapabildik. Bütün marjinal grupların bir çatı altında birleşerek politika yapması çağrısında bulunduk. ’Radikal Demokratik Yeşil Parti’ adlı bir projeydi bu. Yeşil Barış dergisini çıkardık. Altı sayı çıkartabildik bunu. Derginin tam orta sayfası ’Gay Liberasyon’ başlığıyla çıkmaktaydı. Türkiye’de eşcinseller tarafından yapılan, bayilerde açık olarak satılan ilk yayın budur. Bayağı etkili oldu. O kadar ki gay (gey - y. n.) grup, Radikal Yeşil Hareketi’nde en kalabalık grup haline geldi. En sonunda Radikal Demokratik Yeşil Parti, geylerin partisi olarak anılmaya başladı. Bu da projenin sonu oldu. Dengesi bozuldu. Projede gey grup, birçok gruptan, eşit ortaklardan biriyken egemen grup hâline gelince sorun çıktı. Gey olmayan, ama gay’lere büyük saygı duyan insanlar da, gazetelerde kendi resimlerinin altında ’Gay’ler şunu yaptı, bunu yaptı’ türü yazılar görmeye başlayınca Tamam, geylere saygımız var, ama bize de gay denilmesinden hoşlanmıyoruz’ diyerek gittiler.”(47)

İbrahim Eren’in sözünü ettiği parti kurulma aşamasında kalmış(48), Yeşiller arasından bir grup eşcinsellerin içinde yer almayacağı, dolayısıyla tutucu kamuoyuna daha sempatik gelebilecek bir partinin çabuk tutunacağını düşünüp Yeşiller Partisini kurmuş olsa da(49) yaşananlar Türkiye’de yeni bir dönemece işaret ediyordu.

“Ramazan ayı İstanbul Beyoğlu Emniyet mensubu polislerin kadınsı eşcinseller ve travestilere baskı yaptıkları, baskı demek çok hafif kalır çuvallara sokarak demir çubuklarla, sopalarla dövdükleri günlerdir. Üstelik Genel Bilgi Toplama (G.B.T.) o zamanlar haftalar sürüyor… Yanınızda rüşvet verecek paranız yoksa açsınız. Evlerin camlarını, kapıların polisler kırıyor, bu basında sık sık yer alıyor ve hiçbir demokratik kurum umursamıyor.

Travestiler topluca kurulma aşamasında olan Radikal Partiye sığınıyorlar. Açlık grevi öneriyorum. Kabul ediliyor. Sözcülüğü üstlenen olmayınca üzerime alıyorum. Bazı kendini bilmez gazetelerin saldırısına uğruyorum… Tüm dünyanın saygın gazeteleri, TV kanalları grevi veriyor ve destek mesajları yağıyor.”(50) (Ali Kemal Yılmaz-y.n.) Bir yanda eyleme destek veren Can Yücel (51), Rıfat Ilgaz, Barış Pirhasan, Türkan Şoray ve Arslan Yüzgün gibi sanatçılar/yazarlar, diğer yanda ise Hale Kıyıcı’yı “bu ahlaksız insanlara kendilerinin haberi olmadan destek olunamayacağı” gerekçesiyle ihraç eden İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi vardı.(52)

“TRT, 16 Haziran 1987de Kronik Bunalım adında (Ertürk Yöndem’in “Perde Arkası” programının ilgili bölümünün adı - y.n.) eşcinsellikle ilgili bir program yayınladı.”(53) Köşeye sıkıştırılmış kadın transvestitler, transseksüeller ardı arkası kesilmeyen acayip sorulara maruz bırakılıyordu. Ertürk Yöndem, otoritenin (koruduğu varsayılan) kitlesine sormaya asla cesaret edemeyeceği soruyu soruyordu: “Mutsuzsunuz değil mi???! Mutsuzsunuz…??”(54)

“1987 yılında açlık grevi, daha sonra Taksim Meydanı’nda oturma eylemi ve Ankara’ya gitme eylemi…”(55)

1988 Mayısında cinsiyeti düzeltme ameliyatları yasallaştırılıp(56), Turgut Özal’ın en çok sevdi ığ i ses sanatçısı Bülent Ersoy’un(57) sahne yasağı kaldırıldığında sanatçı olmayan transseksüeller için değişen pek bir şey olmamıştı. Seks işçiliği yapan X... Ankara Genelevi’nde çalışma hakkın zorlu bir mücadelenin sonunda kazanmış, İzmir’e yerleşince de karne alamadığı İzmir Valisi’ni mahkemeye vermişti.(58) 1989 Kasımında Beyoğlu Ahlak Zabıtası’ndan Bakırköy Akıl Hastanesi’ne köprü kuruldu. Bazı doktorlar, eşcinsellerin deli olup olmadığını araştırmak için kolları sıvayıp testler hazırladı. Ahlâk Zabıtası’nın yakaladığı 6 kadın transvestit bu uygulamanın ilk kurbanı oldu. Ahlâk Masası fiefi Doğan Karakaplan olayı yaşayanlardan Sedefi önce 10 kez tokatlatmış sonra da İstanbul’u terk edip “erkek olmazlarsa” hepsini akl hastanesine kapatacağı tehdidinde bulunmuştu.(59)

“Bakırköy Akıl Hastanesinde birkaç ay önce bir bilimsel toplantı yapıldı (söz konusu tarihte - y. n.). Konu eşcinsellerin kişilik yapıları ve ruh hastalıklarının görülme sıklığı idi. Bu konuyu ortaya çıkaracak bir de saha araştırması planlandı. Çok sıradan gibi görülen bu girişim başka birtakım verilerle birleşince işin rengi değişiverdi. Hazırlanan anket formu da pek ’patolojik’ti…”(60)

Amerikan Psikiyatri Birliği 1973de eşcinselliği bir hastalık olarak kabul etmekten vazgeçip (61) DSM-III’den (Akıl ve Ruh Hastalıklarının Tanı ve İstatistik El Kitabı) çıkarttığı ve yine Dünya Sağlık Örgütü’nün ICD-10 sınıflandırılmasında eşcinselliğe yer verilmediği(62) halde Doğan Karakaplan tipindeki polis şeşerine kaynak hazırlamak için yapılan bu araştırmada aktif olarak yer alanlar H-I servisi sorumlusu Dr. Ali Hasan Şener ve Oğuz Erkonak gibi muhafazakarlardı. (63) Sonrasında Asayiş Şubesi Müdür Muavinliğine atanan Doğan Karakaplan’ın yaptıkları bununla da bitmiyordu; manavdan, kuaförden topladığı kadın transvestitleri önce tek tek odasına alıp, namaz surelerini soruyor, sonra da bilmeyenlere dayak atıp, bilenlere zorla namaz kıldırıyordu.(64) Bazı ruh hekimleri ise yıllar sonra bile kendilerine baş ” vuranlara “Bu ortamdan uzaklaş, sonu hastalık veya ölüm(65) diyebiliyor, beyin tomografileri çektirebiliyor, testler yaptırıp hormon tedavileri verebiliyordu.(66)

Gelecek sayıda: 90larda Türkiye’de eşcinsellik.

 

Kaynaklar:

1 Türkiye’de Eşcinsel Hareketin Başlangıcı", Jehoeda SOFER, Müslüman Toplumlarda Erkekler Arası Cinsellik ve Erotizm içinde, der. Arno SCHMITT - Jehoeda SOFER, gev. Dilek Canat, Kavram Yayınları, İstanbul, 1’inci baskı, 1995, ş. 105

2 Türkiye’de Eşcinsellik (Dün, Bugün), Arslan YÜZGÜN, Hüryüz Yayıncılık, İstanbul, 1’inci baskı, 1986, s. 475

3 a.g.y., s. 475

4 Güner Kuban’la Söyleşi; Filiz, Oya Burcu, Yeşim; Kaos GL, Ocak 2003, s. 55

5 Erkek ve Kadında Eşcinsellik, Ali Kemal YILMAZ, Özgür Yayınları, İstanbul, Vinci baskı, 1998, s. 182

6 Türkiye ’de Eşcinsellik ( Dün, Bugün ) s. 476

7 Stonewall & Ülkerwall, Demet DEMİR, Lambdaistanbul Bülteni, Temmuz-Ağustos 2005, s. 6

8 12 Eylül; Madi Eylül Netekim!, Demet DEMİR, Gacı İstanbul, Eylül-Ekim 2005, s. 3

9 "Türkiye’de Eşcinsel Hareketin Başlangıcı, s. 105

10 Cinsel Özgürlük Neden Masum Değildir?, A. Ömer TÛRKEŞ, Milliyet Sanat, Sayı: 541, Nisan 2004, s. 85

11 11 tekme tokat bindik trene, KARDELEN, Gacı, Sayı: 1, Mayıs-Haziran 2005, s. 7

12 12 Eylül; Madi Eylül Netekim!, s. 3-4

13 12 Eylül’de Travesti ve Transseksüeller, Demet DEMİR ve KARDELEN, Gacı İstanbul, Eylül-Ekim 2005, s. 19

14 "Türkiye’de Eşcinsel Hareketin Başlangıcı, s. 106

15 Türkiye’de Eşcinsellik (Dün, Bugün), s. 170

16 "Demet Demir", Kutluğ ATAMAN, Peruk Takan Kadınlar içinde, Metis Yayınları, istanbul, 1 ’inci baskı, 2001, s. 88

17 Bu konuda bk "Ben Bir Travestiyim", Berat GÜNÇIKAN, Cumhuriyet Dergi, 3 Mart 2002, s. 3; Travestiler, Zorunlu Seks Köleleri, Çilem DALGIÇ, Tempo, Sayı: 785, 26 Aralık 2002 -1 Ocak 2003, s. 20. Ayrıca bk. Kırmızı Başlıklı Lubunya, Taner TORUN, Kaos GL, Yaz 2003

18 "Demet Demir", s. 91

19 Devletin Polisi Homoseksüelden Dayak Yiyor mu Dedirtecektim?, Gülden AYDIN, Hürriyet Pazar, 30 Ocak 2005, s. 9

20 a.g.y., s. 9

21 a .g. y, s. 9

22 a.g.y., s. 9

23 Türk Medyasında Eşcinsellik ve Eşcinseller, Ali ÖZBAŞ, Kaos GL, Ocak - Şubat 2004, s. 22

24 Medya ve Azınlıklar söyleşisi, Tuğrul ERYILMAZ, Kaos GL, Yaz 2001, Bahar Ankara - Türkiyeli Eşcinsellerin Altıncı Buluşması eki, s. 8

25 "Türkiye’de Eşcinsel Hareketin Başlangıcı, s. 106

26 Türkiye’de Eşcinsel: Suçlu Olmayan Suçlu, Nermin SUNGUR - Nihat TUNA, Yeni Gündem, Yıl: 3,28 Temmuz - 3 Ağustos 1986, s. 15

27 a.g.y., s. 15 ,

28 a.g.y., s. 18

29 History of LGBT Movement in Turkey, haz. Hakan GEÇİM, Kaos GL English 2006, s. 12

30 Özgürlük ve Dayanışma Partisi Program ve Tüzüğü, Özgürlük ve Dayanışma Partisi, Ekin Tanıtım Matbaacılık, Ankara, s. 26

31 Stonewall & Ülkerwall, s. 6

32 Bu konuda bk. "AT Kapısının Anahtarı Eşcinsellerin Elinde", Enis ONAT, Cumhuriyet, 3. 7. 1993 ve AB’nin Anahtarı Eşcinsel Lobide, Kürşad OĞUZ, Aktüel, Sayı: 334,3 - 9 Aralık 1997

33 Türkiye’de Eşcinsel Hareketin Başlangıcı", s. 107

34 a.g.y.,s. 107

35 Türkiye’de Eşcinsellik (Dün, Bugün), s. 472-473

36 Türk Medyasında Eşcinsellik ve Eşcinseller, s. 23

37 "Çağdaşlığın Eşiğinde Türkiye", Mehmet Ümit NECEF, Müslüman Toplumlarda Erkekler Arası Cinsellik ve Erotizm içinde, s. 90-91

38 a.g.y, s. 93

39 Türkiye’de Erkek Eşcinselliği, Giren - Girilen Envanteri, Hüseyin TAPINÇ, Express, 16 Eylül 1995, s. 19

40 "Lezbiyen ve Geylerin Sorunları ve Toplumsal Barış İçin Çözüm Arayışları", Ali EROL, Lezbiyen ve Geylerin Sorunlan ve Toplumsal Barış İçin Çözüm Arayıştan İçinde, yay. haz. Kaos GL, Kaos GL Kitapları, Ankara, Vinci baskı, 2004, s. 4

41 Türk Medyasında Eşcinsellik ve Eşcinseller, s. 23

42 "Çağdaşlığın Eşiğinde Türkiye", s. 93

43 Vicdani Red, Mehmet TARHAN, Kaos GL, Ocak - Şubat 2002, s. 6-7

44 History of LGBT Movement in Turkey, s. 16

45 Erkek ve Kadında Eşcinsellik, s. 172

46 a.g.y, s. 182

47 "Yeşil Hareketinin Türkiye’deki Öncülerinden Biri: İbrahim Eren", Murat HOCAOĞLU, Eşcinsel Erkekler - Yirmi Beş Tanıklık içinde, Metis Yayınlan, İstanbul, Vinci baskı, s. 83-84

48 Erkek ve Kadında Eşcinsellik, s. 183

49 "Muazzam Bir Eşcinsel Kültür, Sanat ve Geçmiş...", Oya ÖZDİLEK, Kim, Şubat 1996, s. 100

50 Erkek ve Kadında Eşcinsellik, s. 183

51 "Yeşil Hareketinin Türkiye’deki Öncülerinden Biri: İbrahim Eren", Murat HOCAOĞLU, Eşcinsel Erkekler - Yirmi Beş Tanıklık içinde, s. 84

52 Erkek ve Kadında Eşcinsellik, s. 184

53 "Türkiye’de Eşcinsel Hareketin Başlangıcı, s. 108

54 "Homofobi Beter Hastalık", Z. Neslihan SAY, Kim, Eylül 1998, s. 55

55 Stonewall & Ülkerwall, s. 6

56 Cinsel Tedavilerde Etik, Prof. Dr. Şahika YÜKSEL, Kaos GL, Ocak 1996, s. 21

57 Türkiye’de Eşcinsellik (Dün, Bugün), s. 164

58 Hepimiz Aynı Dünyada Yaşıyoruz, Sokak, Sayı: 12, 12 -18 Kasım 1998, s. 29

59 Doktor-Polis İşbirliği: Kobay Eşcinseller, Kemal Yılmaz Ü. YÜKSELEN, Sokak, 12 -18, Kasım 1989, s. 14

60 A.g.y, s. 15

61 "Eşcinsellik, Traveştilik, Transeksüellik", Verda TÜZER, Lezbiyen ve Geylerin Sorunlan ve Toplumsal Barış İçin Çözüm Arayışları içinde, s. 5

62 Eşcinsellik ve Bilim, Tayfun GÖNÜL, Sokak, 31 Aralık 1989, s. 8

63 Doktor-Polis İşbirliği: Kobay Eşcinseller, s. 15

64 a.g.y, s. 15

65 Türkiye’de Eşcinselliğe Psikiyatristlerin Bakışı Nasıl?, Bülent KARADOGAN, Kaos GL, Haziran 1995, s. 16

66 ’Öpüşmekten Nefessiz Kalıyorduk’, Cenk ÖZBAY ve Serdar SOYDAN, Eşcinsel Kadınlar içinde, Metis Yayınları, İstanbul, 1. baskı, s. 71